Mustafa UÇURUM
İlk kitapları ve onların içindeki heyecanı çok seviyorum. İlk kitaplardaki kelimeler, toprağa düşen cemre gibi daha bir ahenkle havalanıyor, cümleler kıyı bucak her bir yanı dolduruyor tarifsiz bir şevkle.
Elimde Hatice Cenkış Becerik’in ilk kitabı “Bulanık Rüya” var. Her şey, içinde bütün bir ilişki evrenini barındıran o basit soruyla başlıyor: “Senden bir şey istesem yapar mısın?” Hatice Cenkış Becerik, Bulanık Rüya adlı öykü derlemesinde, bu cümlenin açtığı derin yarıklardan içeri süzülüyor. Kabulün, reddin, sevginin, sorumluluğun, öfkenin ve pişmanlığın birbirine karıştığı bulanık bir dünyada, karakterlerini bizimle aynı nefesi alan, aynı yükleri taşıyan insanlar olarak karşımıza çıkarıyor. Öyküler, gündelik hayatın rutin akışında birdenbire ortaya çıkan o keskin, bıçak sırtı anların üzerine kuruluyor.
Becerik’in anlatımı, sıradan olanın içindeki olağanüstülüğü yakalıyor. Üslubu, yalın bir gerçekçilik ile derin bir psikolojik gözlemi birleştiriyor. Dil, akıp giderken bir yandan da incelikli imgelerle, okurun zihninde uzun süre kalacak sahneler yaratıyor. “Masadaki yokluğuyla bile huzurumu kaçırmayı başarıyordu.” (s.13) diye başlayan öykü, bir yokluğun nasıl bir varlığa dönüştüğünü, bir kardeşin hayatı nasıl şekillendirdiğini anlatırken, “Beni ona bağlayan zincir, paslı, soğuk. Yarım bir gülümsemeyle ucunu parmağında sallıyor.” (s.19) ifadesiyle bu bağın hem fiziksel hem de ruhsal ağırlığını hissettiriyor. Yazar, okuru bu zincirin soğukluğunu ve pas kokusunu duyumsayacak kadar yakına getiriyor.
Kitap, modern insanın içsel ve dışsal çatışmalarını birçok farklı pencereden ele alıyor. Aile içindeki görünmez emek sömürüsü (“Beni Ona Bağlayan Zincir”), toplumsal baskı ve dedikodu girdabında savrulan yaşlıların trajikomik hikâyesi (“İhtiyarlar Nasıl Sarhoş Oldu?”), annelik ve kimlik bunalımının kesiştiği karanlık bir nokta (“Kırk Uçurma”), şehir hayatının yabancılaştırıcılığı içinde minik bir temasın ortaya koyduğu sıcaklık (“Paralel Park”) ve geleneğin katı kurallarıyla kişisel arzuların çarpıştığı anlar (“Dökme Kurşun”) gibi temaları işliyor. Her öykü, farklı bir hayatın içine konuk ediyor okuru. Bir balkonun kişiye özgü bir sığınağa dönüşme hikâyesinde (“Balkonum”), “Kendimi bir şeylere benzetebilmek için balkonuma çekilmem gerekiyor.” (s.44) diyen anlatıcının içsel yolculuğuna tanık oluyoruz.
Becerik, karakterlerini yargılamaktan özenle kaçınıyor. Onların hatalarını, zayıflıklarını, bencilce görünen arzularını olduğu gibi, anlayışla ve derin bir merhametle sunuyor. Bu, okuru kolayca çözebileceği bir ahlaki ikilemin karşısına dikmek yerine, o ikilemin bulanık gri tonlarında dolaşmaya davet etmek anlamına geliyor. “Mutlu Aile Kandili” öyküsünde, sosyal medya beğenileri ve kusursuz aile tablosu kurma çabası arasında sıkışan bir annenin çaresizliği, hem komik hem de son derece hüzünlü bir şekilde resmediliyor. Tıpkı “Eldiven”de, bir mağazada oğlunun isteğine karşı verdiği mücadelenin aslında kendi hayatı üzerindeki kontrolü elinde tutma çabasına dönüşmesi gibi.
Bulanık Rüya aynı zamanda kadın deneyimine özgü bir sese sahip. Farklı kuşaklardan, farklı sosyal koşullardaki kadınların sessizce taşıdıkları yükler, beklentiler ve kırılganlıklar, kitabın omurgasını oluşturuyor. “Anneannemin Elbisesi”nde, bir kadının annesiyle ve geçmişiyle olan karmaşık ilişkisi, somut bir nesne (elbise) üzerinden anlatılırken, “Annemi Arayamam”da ise sevgiyle boğulma, mesafe koyma ve suçluluk duyguları arasında gidip gelen bir kızın iç monoloğuna kulak veriyoruz.
Kitabın son öyküsü “Harabati Tekkesinin Muhafızı”, mekânın ve tarihin ruhuyla bütünleşmiş bir karakter üzerinden aidiyet, inanç ve yalnızlık temalarını işleyerek derlemeye farklı bir soluk getiriyor. Bu öykü, diğerlerinin daha içe dönük, bireysel atmosferine karşılık, daha mitik ve toplumsal bir anlatı sunuyor.
Hatice Cenkiş Becerik, Bulanık Rüya’da, hayatın net cevaplar vermediği o gri bölgede geziniyor. Karakterlerinin rüyaları gibi bulanık, çözülmesi güç ama bir o kadar da gerçek duygularını, çatışmalarını ve arzularını samimiyetle yansıtıyor. Bu öyküler, okuyana kendi “yapar mısın?” sorularını, kendi zincirlerini, kendi balkonlarını ve kendi bulanık rüyalarını yeniden düşündürüyor. Sessizce taşınan yüklerin sesini duyuran, incelikle işlenmiş, insanı derinden etkileyen bir ilk kitap.
Hatice Cenkış Becerik, Bulanık Rüya, Şule Yayınları, 2025