Mustafa UÇURUM
Birgül Yangın Aslanoğlu‘nun Hece Yayınları’nın Hece Genç Serisi’nden çıkan “Yaşayan Taş”ı, mitlerin tozlu raflarından fırlayan bir rüzgâr gibi okuyucuyu nefes kesen bir maceraya çağırıyor. Efsanelerin gölgesinde şekillenen bir distopya evreni kurmuş yazar; burada taşlar canlanıyor, çiçekler sır saklıyor ve kokular unutulmuş hafızaları uyandırıyor. Kitap, Amazon Kadınları’nın vahşi mirasını günümüzün katı düzenleriyle harmanlıyor; kadın egemen bir toplumun taşlaşmış kalplerini, duyguların yok edildiği bir adayı ve umudun filizlendiği gizli tohumları anlatıyor. Bu anlatı, lirik bir akışla ilerliyor, imgeler taş gibi sert, çiçek gibi narin dokunuşlarla örülüyor. Yazarın kalemi, efsanevi unsurları gerçekçi bir distopya zeminine yerleştiriyor, ritmi bazen savaşçı kadınların ok atışları gibi hızlı, bazen dağ eteklerindeki sazlıkların hışırtısı gibi dingin akıyor. Anlatıcı tavrı, okuru sorgulamaya davet ediyor; duygularımızdan arınmış bir dünya, gerçekten yaşanabilir mi?
Kitabın türü, fantastik distopya ile mitolojik kurgu arasında salınıyor diyebiliriz. Temaları ise derin bir katmanlılık taşıyor. Kadın gücü ve zulmü, hafızanın silinişi, koku duyusunun hafıza ile iç içe geçen rolü, baskıcı sistemlerin kırılganlığı ve umudun direnişi ön plana çıkıyor. Yazarın genel üslubu, halk edebiyatı kökenlerinden besleniyor; öyküleri ince bir işçilikle işliyor, kelimeleri çiçek isimleri gibi kokulu, taşlar gibi dayanıklı imgelerle süslüyor. Bu üslup, okuyucuyu duygusal bir yolculuğa çıkarıyor, sarsıcı gerçeklerle lirik hayalleri birleştiriyor. Amazonya adlı adada geçen hikâye, ezberci bir eğitim sistemi üzerinden toplumun duygusuzlaşmasını resmediyor. Burada, Kasi Heyeti’nin dokuz kadın üyesi, Amazon Kadınları’nın mirasını andıran bir düzen kuruyor; insanlar kokuları unutuyor, hafızaları sıfırlanıyor, duygular taşlaşıyor. Yazar, bu distopyayı mitolojik bir efsaneyle iç içe geçiriyor, okuru merakla sarıyor: Taşlaşmış kalpler nasıl çiçek açar?
Aslanoğlu’nun dili, imgelerle zenginleşen bir dil. Taşlar yaşayan varlıklara dönüşüyor, kokular hafızanın anahtarı oluyor. Amazon Kadınları’nın efsanesi, vahşet ve güzelliğin kesişiminde canlanmış. “Bellerine kadar uzanan simsiyah, parlak saçları insanı kendine bağlayacak kadar büyüleyiciydi. Yüzleri birbirine benzer eşsiz güzellikteydi. Bakışları öfke doluydu” (sayfa 7). Bu cümleler, yazarın ritmini yansıtıyor; kısa, keskin vuruşlarla okuru efsanenin derinlerine çekiyor. Üslup, anlatıcıyı üçüncü şahısla sınırlamıyor, bazen karakterlerin iç seslerine kayıyor, duygusal merkezleri hissettiriyor. Temel mesele, duyguların bastırılması ve yeniden uyanışı üzerine kurulu; koku, hafızayı tetikleyen bir metafor olarak işliyor. Okuyucu, Anemon’un merak dolu yolculuğunda kendini buluyor, onun sorgulamalarıyla birlikte distopyanın çatlaklarını keşfediyor. Yazar, bu sorgulamayı lirik bir tonda sürdürüyor, sarsıcı anlarla dingin imgeleri dengeliyor.
Kitapta, umut teması taşlaşmış bir çiçek üzerinden filizleniyor. Yaşayan taş çiçeği, Amazon Kadınları’nın dağlanmış göğüslerini simgeliyor, katılaşmış kalpleri yumuşatıyor. Bu simge, yazarın çağrışım dolu üslubunu ortaya koyuyor; taş, dayanıklılığı temsil ederken, çiçek kırılgan umudu çağrıştırıyor.
Üslup, ritimli cümlelerle akıyor, efsane bölümlerinde şiirsel bir hava kazanıyor, distopik kısımlarda ise sertleşiyor. Anlatıcı tavrı, tarafsız gibi görünse de okuru karakterlerin duygusal çelişkilerine yaklaştırıyor, onları taşlaşmış bir dünyanın içinde hissettiriyor.
Temalar arasında kadın egemenliğinin ikiliği dikkat çekiyor; Amazon Kadınları’nın gücü, zulme dönüşüyor, Kasi Heyeti’nin düzeni ise duygusuz bir baskıya evriliyor. Yazar, bu ikiliği ince bir dengeyle işliyor, okuru düşündürüyor; güç, merhametsizleşince neye dönüşür? Hafıza ve koku ilişkisi, kitabın duygusal merkezini oluşturuyor; kokusuz bir dünya, hafızasız bireyler üretiyor. Aslanoğlu, bu meseleyi lirik bir sarsıcılıkla ele alıyor, imgeleri çağrışımlarla zenginleştiriyor. Itır’ın annesinin mektubunda umut adeta filizleniyor: “Tohumları Terapi Okullarının bahçesindeki süs havuzunun etrafına saç. Fıskiyenin tepesindeki mor fanusu bu duvardan söktüğün taşla kır” (sayfa 105).
“Yaşayan Taş”, okuyucuyu mitlerin ve distopyanın kesişiminde gezdiren merakı sürekli körükleyen bir macera. Kitap, taşlaşmış bir dünyanın çiçek açışını anlatıyor, anlatının merkezinde umut yatıyor. Temel mesele, bastırılan duyguların uyanışı; bu uyanış, kokularla hafızaları geri getiriyor. Aslanoğlu, lirik ve sarsıcı bir tonla okuru sarıyor, dingin bir umutla bırakıyor. Bu kitap, taşların arasında gizlenen çiçekler gibi, okurun zihninde filizlenen kokuları hatırlatıyor.
Birgül Yangın Aslanoğlu, Yaşayan Taş, Hece Yayınları- Hece Genç- 2025