Mustafa UÇURUM

“Öykü Rafı”, Nazlı Çiftci’nin okuma serüvenleri sonucu ortaya çıkmış bir kitap. Çiftci’nin on beş ayrı öykü kitabını ele aldığı bir inceleme derlemesi olmanın ötesinde; edebiyatın, yazının ve okumanın ruhuna dokunan bir sohbete dönüşen bir çalışma olarak görülebilir. Çiftçi, bu sayfalarda yalnızca metinleri değil, onların hayatla kurduğu bağı, yazarların sesini ve okurun iç dünyasına düşen tohumları da inceliyor.

Çiftci’nin üslubu sakin, derinlemesine ve içten. Bir kitabı tanıtırken, onun atmosferini kelimelerle yeniden kuruyor; metinlerin arasına sinen duyguyu, yazarın dünyaya bakışını, cümlelerin ritmini okura hissettirecek bir anlatım benimsiyor. İncelemelerde teknik bilgiyi edebi bir duyarlılıkla harmanlıyor; okuru sıkmadan, fakat yüzeysel de kalmadan, her bir öykünün izini sürüyor. Mustafa Kutlu’nun “Hayat Güzeldir”inde umudu tazeleyen bir gülümseme, Handan Acar Yıldız’ın “İnatçı Leke”sinde gözlemin derin sessizliği, Abdullah Harmancı’nın Baltan Taşa Değecek’inde gerçekleşmeyen hayaller ve bitmeyen umutlar, Şule Köklü’nün Ol Hikâye’sinde Anadolu’nun yüzü, Ayşe Sevim’in Kintsugi Değerli Yaralar adlı kitabında çocukluk travmaları, yaralar ve ölüm Çiftci’nin kelimelerinde yeniden can buluyor.

 “Uçurumda Bir Gömü” kitabıma dair de yazı yer alıyor dergide. Tespitleriyle öykülere dair notlarıyla anlatım dünyasının şifrelerini çözüyor Çiftci.

Kitap, okuyucuyu yalnızca öykülerle değil, yazma serüveninin kendisiyle de yüzleştiriyor. “Söze Başlarken” bölümünde Çiftci, kendi kalem yolculuğundan samimi kesitler sunarken, okura da bir davette bulunuyor: “Okudukça yazmaya, yazdıkça daha çok okumaya.” (s. 8) Bu, kitabın tüm sayfalarına sinen bir davet. Ele aldığı her yazar ve eser, aslında edebiyatın sonsuz rafında bir diğerine açılan bir kapı. Aykut Ertuğrul’un “Keyfekader Kahvesi”nde kader ve mucize arasındaki gerilim, Musa Yaşaroğlu’nun “Mukaddes Yükün Hamalı”nda iyiliğin sessiz hamallığı, Nisan Erdem’in “Rüyanın Oltasında” ölüm ve varoluş sorgulamaları, Fatma Nur Uysal Pınar’ın “Miyase Çıkmazı”ndaki içe kapanan yalnızlıkları birbirinden farklı seslerle ama aynı insani derinlikle okurun karşısına çıkıyor.

Feyza Ay’ın varoluşsal bekleyişi, Yunus Emre Özsaray’ın distopik zaman labirenti ve Cemal Şakar’ın keskin toplumsal eleştirisi, Nazlı Çiftçi’nin “Öykü Rafı”nda çağdaş öykücülüğümüzün farklı sesleri olarak bir arada yer buluyor.

“Öykü Rafı”nı okumak, bir edebiyat haritası üzerinde yol almak gibi. Her durağa varışta yeni bir dünya, yeni bir üslup, yeni bir duygu iklimi keşfediliyor. Çiftçi, bu haritayı çizerken okura rehberlik etmekle kalmıyor, onu düşünmeye, hissetmeye ve nihayetinde kendi rafına bakmaya çağırıyor. “Her dergi kadrosu bir ailedir” (s. 9) diyen Mustafa Kutlu’nun sözünü hatırlatan bir samimiyetle, bu kitap da okuru edebiyatın geniş ailesine dahil ediyor.

Kitap, öyküye ve yazıya gönül veren herkes için hem bir kılavuz hem de şiirsel bir davet. Sayfalarında kaybolmak, her seferinde yeni bir cümle, yeni bir anlam, yeni bir ses bulmak demek. Çiftçi, okuru sadece eserleri değil, edebiyatın kendisini de yeniden okumaya, kelimelerin sessiz gücünü yeniden fark etmeye davet ediyor.

Nazlı Çiftci, Öykü Rafı, Bu Kitap Yayıncılık, 2025

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir