Mustafa UÇURUM
Burak Ş. Çelik’in kukafaru adlı kitabı, çağdaş Türk şiirinin sınırlarını zorlayan, deneysel bir yolculuk sunan bir çalışma olarak Ebabil Yayınları’ndan çıkan bir kitap. Geleneksel şiir kalıplarını kırarak görsel, metinsel ve kavramsal katmanları iç içe geçiriyor Çelik. Manifestosuyla başlayarak okuyucuyu diyalektik bir şiir anlayışına davet ediyor; burada karşıtlıklar –anlam ile saçmalık, güzel ile çirkin, düzen ile kaos– bir gerilim yaratmak için bilinçli olarak çarpıştırılıyor. Kitabın tümü bir tür meydan okuma gibi: asemik yazıdan kolaja, gliçten video şiire uzanan tekniklerle dolu. Bu, sadece okunacak bir kitap değil; bakılacak, sorgulanacak ve belki de yeniden zihinde kurulacak bir deneyim.
Kitabın omurgasını oluşturan “Diyalektik Şiir Manifestosu”, 25 maddeyle şiirin felsefi temellerini yeniden tanımlıyor. Çelik, burada şiiri bir karşıtlıklar bileşimi olarak konumlandırıyor. Örneğin, manifesto anlamı ve saçmayı aynı düzleme çekmeyi önerirken, modern araçları –asemik yazı, fotomontaj, video şiir– ilkel dillerle harmanlıyor. Bu yaklaşım, endüstriyel toplumun dayattığı güzellik normlarını reddederek, gerilimli “ucubelik” estetiğini yüceltiyor. Manifesto, şiirin iktidar ilişkilerinden uzak durmasını, makine karşısında insanı öncelemesini ve sınır ihlallerini savunuyor.
Şiirler bölümüne geçildiğinde, kitap bir görsel şölene dönüşüyor. “Omuzumda Beatlerle” gibi metin odaklı parçalar, zaman ve mekân algısını bozarak modern hayatın absürtlüğünü yakalıyor: Saatler ilerlerken, otomobillerin uçamaması, kredi kartlarının özgürlük yanılsaması gibi imgelerle dolu. Ancak asıl yenilik, görsel şiirlerde. “Prusya Mavisi”nde asemik kolajlar, okunamayan yazıların yarattığı soyutlukla okuyucuyu anlam arayışına itiyor. “Şiir Öldü” ise video şiir olarak, ölüm temasını piksel piksel işliyor – sanki şiir, dijital çağda yeniden doğmak için önce ölmek zorunda. “Kuka Faru”nun kurukafa üzerine montajlanmış klişe mısraları, edebiyatın tüketim nesnesine dönüşmesini eleştiriyor: Gazete dizeleri, sakız falları ve alışveriş fişleriyle sarılı bir kafatası, şiirin mezurayla ölçülen bir meta haline gelişini simgeliyor. Bu parça, kitabın en çarpıcı örneklerinden; klişeler bir araya gelince klişeliklerini yitiriyor, yerine ironik bir uyumsuzluk doğuyor.
Kitabın temaları, toplum eleştirisi etrafında dönüyor. Makineleşme, yalnızlık, ölüm ve kapitalizm sıkça işleniyor. “Babadan İnce Sanat”ta kolaj teknikleriyle kanser dolu tabaklar, mundar etler ve vatan imgeleri iç içe geçerek, babalık ve miras kavramlarını grotesk bir şekilde sorguluyor. “Hayaletler Serisi”nde ise ünlü şairlerin hayaletleri, gliçle bozularak kitlelerin putlaştırdığı imajları alaşağı ediyor. Çelik, burada etli kemikli bir şair figürü savunuyor: Metrobüste yakalanan, kusurlu bir insan. Bu, manifestonun 22. maddesindeki “hatanın güzelliği” fikrini somutlaştırıyor – kusur, diyalektik estetiğin doğuşu.
Görsel unsurlar, kitabın ayrılmaz parçası. Sayfa tasarımları, siyah-beyaz fotoğraflar, QR kodlar ve tipografik oyunlarla zenginleşiyor. “Hata”da hesap makinesi ekranı gibi bir görüntü, matematiksel kesinliğe karşı şiirin kaotik yanını vurguluyor. Bu unsurlar, okuyucuyu pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp aktif bir katılımcıya dönüştürüyor. Ancak bu deneyselllik, bazı okuyucular için erişilmez gelebilir; geleneksel şiir sevenler, anlamı “yakalayamama” hissine kapılabilir. Yine de Çelik’in amacı tam da bu: Anlamı saçmayla eşitlemek, okuyucuyu yabancılaştırmak.
kukafaru Türk şiirinin taze bir sesi olarak görülebilir. Burak Ş. Çelik, manifestosu ve şiirleriyle, şiirin sınırlarını genişletirken, çağın uçurumlarına karşı bir direniş çağrısı yapıyor. Bu kitap, sadece edebiyat meraklıları için değil; görsel sanatlar, felsefe ve toplum eleştirisiyle ilgilenen herkes için bir davet. Okuduktan sonra, şiirin ne olabileceğini yeniden düşünüyorsunuz – ve belki de kendi kesintilerinizi kurgulamaya başlıyorsunuz.
Burak Ş. Çelik- Kukufaru – Ebabil Yayınları – 2023