Mustafa UÇURUM

Tuğba Kişmir’in kaleminden çıkan Kurmaca Gerçekler adlı kitabı, okuyucuyu modern yaşamın gürültüsü içinde kaybolmuş, ancak kendi iç dünyalarında derin çatışmalar yaşayan karakterlerin izini sürmeye davet eden hikâyeler koleksiyonu olarak okudum. Grius Yayınevi etiketiyle 2025 yılında çıkan bu kitap, yazarın şiir, hikâye, deneme, tiyatro metni yazma konusundaki çok yönlü tecrübesini yansıtıyor. Yazar, “dağın denize, denizin göğe karıştığı bir şehirde doğmuş” olmanın getirdiği keskin gözlem gücüyle, hayatın ironilerini ve manevi gerçeklik arayışlarını kurmacanın içindeki gerçek bakış açısıyla gözler önüne seriyor.

Kitabın genel ruhu, maddi başarı ve toplumsal statü ile içsel huzur ve geçmişle hesaplaşma arasındaki gerilime odaklanıyor. Tuğba Kişmir, hayatı bitirmek yerine “Yürümek daha zevkli” diyerek teheccütleri ve seherleri kolladığını ifade ediyor; bu bakış açısı, hikâyelerdeki karakterlerin de sürekli bir arayış ve sabır içinde olduğunu gösteriyor.

Kitaptaki karakterler; bir holding patronu, bir gündelikçi, bir inşaat firması müdürü, bir şair adayı ve bir yol emekçisi gibi farklı sosyal katmanlardan geliyor. Ancak hepsi, günün sonunda, yaşamın onlara dayattığı roller ile gerçek benlikleri arasındaki uçurumda geziniyor.

Statünün Zırhı ve “Kendine Özel” Ayakkabı: “AYAKKABI”

Hikâye, bir inşaat firmasında alım satım müdürü olan Manidar Pekbeğenir’in, öğle tatilini (en kıymetli vaktini) ideal ayakkabıyı bulma çabasıyla harcamasını anlatıyor. Manidar, otuz erkeğin arasında tek kadın görevli olduğu için, ayakkabısının onun konumunu yansıtması gerekiyor.

Manidar, aradığı ayakkabının kutsal bir nesne gibi özel olmasını istiyor. Ayakkabının en önemli özelliği, ona “Ben senin için üretildim, beni almalısın” hissini vermesidir.

Geçmişin Yansıması: “ŞAKİR BEY”

Holding patronu, vakıf yöneticisi, STK yönetim kurulu üyesi ve özel okul ortağı Şakir Bey, lüks arabasının motor ışığı yanınca kendini bir anda trafiğin ortasında buluyor ve “fakir gibi kalıyor”.

Şoförü Hamit Efendi, motorla uğraşır gibi yapsa da milyarlık arabanın motoruna dokunacak kadar deli değildir. Şakir Bey araçtan inip yürümeye karar veriyor. Yürürken, Hamit Efendi onun orta boylu, göbekli, kır saçlı, pahalı takım elbiseli bu adamın, elleri cebinde, başı önde, hafif kambur, “kimseyle derdi olmayan bir insan gibi” yürüdüğünü fark ediyor; bu yürüyüş, Hamit’e Anadolu’yu anımsatıyor.

İsraf Felsefesi ve Kadının Yalnızlığı: “BABAANNEMİN BUZDOLABI”

Bu öykü, teknoloji çağında atılmaktan kurtulamayan, kar yapan, paslı ve gevşek lastikli eski bir buzdolabının ve onun sahibi babaannenin israf karşıtı felsefesini merkeze alıyor.

Torun, “At gitsin yenisini al” mantığıyla babaanneye son model, altta buzluğu üstte meyveliği olan yeni bir buzdolabı almayı teklif ediyor. Ancak yaşlı kadın, “Ne edeceğim yeni buzdolabını. Gidiyorum ahirete. Bize bu yeter” diye cevap veriyor.

Kurgu ve Gerçeklik Arasında Bocalayanlar: “OTOBÜSTE TABUT VAR”

Niyazi Bey ve evhamlı karısı Naciye Hanım, termal tatil için otobüs yolculuğuna çıkıyor. Naciye Hanım, bavulların kaybolmasından korkuyor ve kocasından bavulları üçüncü kez kontrol etmesini istiyor; Niyazi Bey de bavulların kulplarına karışmaması için kırmızı kurdele bağlıyor. Hatta Naciye Hanım ısrar edince, bavulların üzerine isim, telefon numarası, ev adresi ve işyeri adresi de dahil olmak üzere köydeki evin adresini bile yazıyorlar.

Tam otobüse bineceklerken, son anda bir yolcunun yükü yüzünden bütün bavulların indirilip yeniden dizilmesi gerekiyor. Son gelen yolcunun yükü herkesten ağırdır ve koca bir tabuttur. Tabutun üzeri yeşil örtüyle kaplıdır.

Parmak Ucunda Yürüyen Çocuk 

Bu öykü modern ebeveynlik, iletişimsizlik ve çocuğun “farklı” olana dair toplumsal bakışın ortaya koyduğu yalnızlık üzerine dokunaklı bir anlatım. Çocuğun parmak uçlarında yürümesi, onun dünyayla kurduğu özel ve dışarıdan anlaşılması zor olan bağın bir metaforu olarak ele alınıyor öyküde.

Bu kitap, Tuğba Kişmir’in, hayatın karmaşık, çelişkili ve çoğunlukla ironik gerçekliğini kurgu süzgecinden geçirerek sunduğu bir portreler geçidi. Karakterler, statü, miras, inanç ve modern çağın ihmalleri arasında sıkışıp kalmış vaziyette, bir arayış içinde yürüyorlar.

Kurmaca Gerçekler, insanın gündelik hayatın içinde saklı duran o derin, bazen görünmez, bazen de fazlasıyla tanıdık gerçekliklerle yüzleşmesini sağlıyor. Adından da anlaşılacağı gibi, bu kitap “gerçek” ile “kurmaca”nın sınırlarını zarifçe büküyor ve okuru, her biri ayrı bir dünya olan karakterlerin iç dünyalarına doğru bir yolculuğa davet ediyor.

Tuğba Kişmir, anlatımında şiirsel bir dil kullanırken diyaloglarla da hayatın doğal akışını yakalıyor. Karakterlerin iç monologları, onların en samimi ve korunaksız hallerini ortaya seriyor. Bu, okuru sadece bir hikâye okumakla kalmayıp, bir ruh haline tanıklık etmeye de çağırıyor.

Kurmaca Gerçekler, insan olmanın karmaşık ve çok yönlü halini, yalın ama derin bir şekilde anlatan öykülerden oluşan bir yaşam hikâyesi. Tuğba Kişmir, bu kitabında okura şunu fısıldıyor: “Hayat, gördüğünüzden çok daha fazlasıdır; bazen durup, sıradan sandığınız anların içine bakmanız yeterlidir.”

Tuğba Kişmir’in hikâyeleri, tıpkı bir şehrin deniz fenerini andırıyor: Herkesin bildiği tanıdık kıyıları aydınlatır, ancak yazarın ışığı, sadece görüneni değil, o kıyılarda saklanan karakterlerin en içten zaaflarını ve hayallerini de gözler önüne serer.

Tuğba Kişmir, Kurmaca Gerçekler, Grius Yayınevi, 2025

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir