Mustafa UÇURUM

Hüzeyme Yeşim Koçak‘ın “Rüyada” adlı kitabı, bir romanın ötesinde, insan ruhunun labirentlerinde gezinen ve okuyucuyu gerçeklik ile rüya arasındaki o ince çizgide dolaştıran derin bir yolculuk sunuyor. Kitap, geleneksel anlatı yapısının tersine, parçalı anlatımı ve lirik diliyle, insanın içsel arayışlarına ve manevi çalkantılarına odaklanıyor.

Kitabın merkezinde, bir rüyanın içinde sıkışıp kalmış gibi duran anlatıcı ve onun çevresinde şekillenen karakterler yer alıyor. Bu rüya hali, sadece bir kaçış alanı değil, aynı zamanda geçmişle yüzleşme, kırık benliği onarma ve anlam arayışının bir sahnesi olarak karşımıza çıkıyor. Karakterler, özellikle Talibe ve Ulvî Efendi üzerinden, kendilerini ve hayatlarının anlamını sorguluyor. Romanın ana odağı, hayatı askeri disiplin ile derin bir manevi arayışı birleştiren Albay Ulvî’dir. Ulvî Bey, 1974’te kendi isteğiyle emekli olmuş ve hayatının geri kalanını huzur, sükûn ve manevi güzellik merkezi olan Hz. Mevlâna diyarında (Konya’da) geçirmeyi arzulamıştır. Ulvî, imam babasının maaş almayı zül addettiği, tevazu ve sevgi ikliminin hissedildiği bir dönemde ve coğrafyada (Seydişehir) yetişmiştir. Askeri ortaokula girişte, cildindeki temre nedeniyle neredeyse çürük raporu alacakken, hastane amirinin yardımıyla durum düzelmiş ve okula kabul edilmiştir. Konya Ortaokulu’na 1938 Eylül’ünde başlayan Ulvî, okulda düzen, nizam ve intizama bayılan biridir. Başarılı bir öğrenci olup, özellikle müzikte öne çıkmıştır. 1946’da Ankara Kara Harp Okulu’ndan 198 piyade asteğmen içinde dördüncü olarak mezun olmuştur.

“Rüyada”, adından da anlaşılacağı üzere, rüya ve gerçeklik arasında giden ince bir çizgide ilerliyor. Rüyalar, karakterlerin iç dünyalarını, bilinçaltlarını ve hatta geleceğe dair işaretleri taşıyor. Koçak, rüyaları sadece bir anlatım aracı olarak değil, aynı zamanda karakterlerin içsel dönüşümlerinin ve arayışlarının bir yansıması olarak kullanıyor.

Romanın en çarpıcı yanlarından biri, karakterlerin iç dünyalarına yapılan derinlemesine yolculuk. Talibe, Ömer, Yegân, Nurgül, Birgül gibi karakterler, her biri kendi iç çatışmaları, hayalleri, korkuları ve arayışlarıyla okura sunuluyor. Bu karakterler, sadece bireyler olarak değil, aynı zamanda bir bütünün parçaları olarak var oluyorlar. Koçak, onların iç seslerini, hayallerini ve hatta rüyalarını bile sayfalarına yansıtarak, okuru karakterlerin zihinlerine davet ediyor.

Talibe’nin içsel monologları, toplum içindeki yalnızlığını, kendini ifade edememe ıstırabını ve geçmişin ağır yükünü taşıyor. Onun bu varoluşsal bunalımı, okuyucunun kendi iç sesiyle bir diyalog kurmasına neden oluyor. Talibe karakterinin iç dünyasındaki karmaşa ve arayışlar, Albay Ulvî’nin hikayesine paralel olarak derinlemesine işleniyor. Talibe, kendini sürekli horlanmış, eksik, utangaç ve “ezik mi ezik bir tip” olarak gören, geçmişe dair travmalarla boğuşan biri olarak görmektedir.

Ulvî Efendi karakteri ise manevi bir rehber arayışının ve tasavvufi bir yolculuğun temsili olarak yer alıyor romanda. Onun Hüseyin Hüsnü Vassaf Hazretleri’ne intisap süreci, sadece dini bir bağlanış değil, aynı zamanda benliğin dönüşümü ve hakikate ulaşma çabası olarak görülebilir. Yazar, Uşşakî geleneğine dair unsurları, karakterlerin kişisel deneyimleri üzerinden aktarıyor ve böylece manevi arayışı, insani ve evrensel bir boyuta taşıyor. Bu yolculukta, sabır, tevazu, edep ve sevgi gibi değerler, karakterlerin sınanma alanları haline geliyor.

Zaman, kitapta belirli bir çizgide ilerlemiyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek, anıların, pişmanlıkların ve umutların iç içe geçtiği bir bulanıklıkta akıyor. Bu zaman karmaşası, karakterlerin zihinsel durumlarını yansıtıyor. Özellikle Talibe’nin geçmişe dair sahneleri ve rüyaları, onun travmalarını ve kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bu anlatım, okuyucunun da kendi belleğine dair bir yolculuğa çıkmasına neden oluyor.

“Rüyada”, hayatın ve ölümün, varoluşun ve yokoluşun, dünyevi olanın ve uhrevi olanın arasında giden bir yolculuk. Koçak, ölümü sadece bir son olarak değil, aynı zamanda bir başlangıç, bir dönüşüm olarak ele alıyor. Ulvî Efendi’nin ölüm süreci ve sonrası, romanın en dokunaklı bölümlerinden biri. Bu bölümlerde, ölümün sadece bir vedadan ibaret olmadığı, aynı zamanda bir kavuşma, bir yeniden doğuş olduğu vurgulanıyor.

Kitabın dil ve üslubu, şiirsel ve çağrışımsal bir nitelik taşıyor. Cümleler bazen bir nehir gibi akıcı, bazen de keskin ve düşündürücü. “Hiçkimse” gibi soyut anlatı unsurları, okuyucunun kendi benliğiyle yüzleşmesi için bir ayna işlevi görüyor. Yazar, bu sayede bireyin toplumla, geçmişle ve kendi iç dünyasıyla olan çatışmasını etkileyici bir şekilde resmetmiş oluyor.

“Rüyada”nın merkezinde, insanın kendini arayışı ve bu süreçte manevi bir rehberliğin önemi var. Kitap, kusurları, korkuları ve umutlarıyla insan olmanın anlamını sorguluyor. Yazar, karakterlerinin zaaflarını ve çelişkilerini görünür kılarak, “mükemmel insan” imgesinden ziyade, “insan olma” halinin karmaşıklığını vurguluyor. Bu yolculukta, sevgi, sabır ve edep gibi değerler, birer erdem olmaktan çok, içsel dönüşümün anahtarları haline geliyor.

“Rüyada”, Hüzeyme Yeşim Koçak’ın edebi derinliğini ve insan ruhuna dair kavrayışını yansıtan bir roman. Okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, kendi içsel yolculuğuna aktif bir katılımcı haline getiriyor. Kitap, bir rüyadan daha gerçek, bir hayattan daha derin izler bırakarak, okuyucunun zihninde ve kalbinde uzun süre yankılanacak sorular bırakıyor.

Hüzeyme Yeşim Koçak – Rüyada- Az Kitap – 2025

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

One thought on “BİR RÜYANIN İÇİNDE KAYBOLMAK”
  1. Çok teşekkür ederim. Kitabım bu kıymetli değerlendirmenizden ne kadar mutlu olmuştur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir