Mustafa Uçurum

Yan yana iki market var. Küçük bir karşılaştırmayla bile bakıyorsunuz ki birçok üründe öyle ufak tefek değil devasa fiyat farkları var. Bir markette iki yüz liralık ürün hemen yanındaki markette iki yüz altmış sekiz lira. Bir, beş, on değil. Aradaki farkın kaç kat olduğu ortada. Üç harfli marketlerden bahsetmiyorum. Onlar ayrı bir alem. Kendi içlerinde bir devlet gibi. Kendi piyasalarını kendileri ayarlıyor. Dar alanda kısa paslaşmalar yapıyorlar.
Şube, eleman sayısı, kira giderleri falan… Bunlar her zaman vardı. Şimdiki durum tam anlamıyla doyumsuzluk. Daha çok kazanma hırsı. Bir değil bin kat kazanma… Bahaneyi hemen enflasyona, küresel güçlere, artan maliyetlere yüklemek kolay. Kazanan yine kazanmaya devam ediyor.
Somutlaştıralım. Hatta yöresel bir örnek vereyim. Tokat kebabı mevsimi başladı. Alt sınır iki bin beş yüz, üst sınır dört bin lira olarak görülüyor. Her türlü etkiyi kalem kalem sıralasak da aradaki fark çok da izah edilir cinsten değil.
Tatil yerlerinde iki bin liralık lahmacunları, iki yüz liralık suları görüyoruz. Yandaki üç harfli marketten aldığı elli kuruşluk suyu ( ki çoğu oralardan stokluyor suyu) iki yüz liraya satmanın hiçbir mantıklı izahı olamaz. Bir de şu noktaya dikkat edelim; alan olursa elbette satanlar da kazanmaya daha çok kazanmaya devam edecek.
Çay bahçesindeki on beş liralık çayı ( ki bu da mantığa aykırı şekilde uçuk) cafede elli liraya içmenin hiçbir mantığı yok benim nazarımda.
Sait Faik’in Ketenhelvacı hikâyesini okuyorum. 1942 yılındayız. Değişen hiçbir şey yok.
“1942 senesinde 12,5’luk kundura yaldızı kutusunu 125 kuruşa satan “Kevork Efendi”nin yanı başında bir ketenhelvacının yaşaması ne garip şey! O İstanbul’daki, senelerce, kocaman dükkân sahipleri; birçoğu memur insan kalabalığına bir tek muhabbet nişanesi taşımadan zengin olmuşlardır. Fakat doymamışlardır. Bir lamba şişesinden yüzde yüz kâr, bir makaradan 50.000 lira yapmak usulünü öğrenmişlerdir.”
“Bu ayakkabı 7 lira idi. 37 liradır. Ama bunlar geçen sene 30 kuruştu. Yine 30 kuruşa bulunmuyor ki. İsterseniz bir tane bulabiliriz. Fiyatı 3 liradır. 3 liraya yirmi tane bulabilir misiniz? Yirmi tane değil, beş yüz tane bulunur. Aman bulunuz!”
Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin çok kazanma, daha çok, en çok kazanma hırsı hiç bitmeyecek. Bu tür hırs sahiplerine pirim verildiği müddetçe de her şey yükselmeye devam edecek. İki bin liralık lahmacunu yemezsen ölmezsin ama bunu bir gösteriş aracı olarak kullanırsan seneye o lahmacun üç bin lira olacak.
Evet, durum ortada. Bizde fiyat artışı yok, dinmek bilmez bir doyumsuzluk ve daha çok kazanma artışı var.