Mustafa UÇURUM

Tuba Yavuz, ilk öykü kitabı Sitare’den sonra şimdi de Marifet’in Marifeti ile farklı bir sesin ardında bizleri derin bir yolculuğa çıkarıyor. Roman, öykü, novella ne dersek diyelim Yavuz’un kuşatıcı anlatımı hisli bir sesin yankısından başka bir şey değil. Türler arası geçişin tüm imkânlarını bir öykü çatısı altında buluşturan Marifet’in Marifeti Ahenk Kitap’tan ulaşmış okura.  

Tuba Yavuz, okuru zamansız bir çağrının eşiğine getiriyor. Modern hayatın telaşı içinde ansızın beliren kadim bir ses, bir torunun gündelik ritmini kökünden sarsıyor. Nermin, dedesinin ölümünden sonra suyun yüzeyinde beliren suretiyle yüzleşiyor. O suret, kısa bir cümle bırakıyor kulağına: “Bul ve yak.” Bu iki kelime, kitap boyunca; emir, dua, imtihan ve kurtuluş yolu olarak genişliyor.

Yavuz, anlatısını sakin fakat derin bir ritimle örüyor. Cümleleri bozkır rüzgârı gibi esiyor; bazen keskin, bazen su gibi akıcı. İmgeleri sade, kök salmış. Ağaç, nehir, toprak, su ve yılan gibi unsurlar, yalnızca dekor oluşturmuyor; karakterlerin iç âlemlerini ve ruhsal mücadelelerini taşıyor. Yazar, tasavvufî geleneği yaşayan bir deneyim olarak anlatımına katıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname’sinden alınan bölümler, hikâyenin damarlarında doğal biçimde akıyor. Her bölümün başında yer alan bu alıntılar, Nermin’in arayışıyla iç içe geçerek metne ayrı bir nefes katmış.

Kitap; yokluk, sabır, sükût, bozkırca, aşk gibi kavramları bölümlere dönüştürerek okuru bir tarikata davet edercesine ilerliyor. Nermin’in Ankara’daki sıradan hayatı, dedesinin bıraktığı mirasla yavaş yavaş çatlıyor. Yavuz, bu çatlağı ustalıkla derinleştirmiş. Okur; Nermin’le birlikte bekliyor, ürperiyor, sorguluyor. “Bir yoktu çok vardı, kederin az sevincin çok olduğu, pay etmenin pay almaktan fazla yaşandığı günlerdi.” (s. 7) cümlesi, öykünün hem geçmişe hem de kaybolmuş bir huzura dair duruşunu özetliyor.

Yavuz’un üslubu, lirik olduğu kadar keskin. İç monologlar ile dış dünyanın gözlemleri arasında kurduğu denge, metne ritmik bir soluk katıyor. Karakterler, büyük laflar etmiyor; suskunlukları, bakışları, küçük hareketleriyle konuşuyor. Dedesinin sessiz otoritesi, Nermin’in içindeki fırtınayı tetikliyor. Roman, tasavvufî marifeti, nefsin dallarıyla değil köküyle mücadele etmeyi, modern insanın ruhsal bunalımı üzerinden anlatıyor. “Marifet kaynağı kurutmaktadır.” (s. 8) cümlesi, kitabın temel meselesini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Anlatı; gerçek ile rüya, uyanıklık ile uyku arasında ilerleyen bir yolculuk hissi veriyor. Metro tabelalarından taksi aynalarına, park banklarından bozkır bahçelerine uzanan imgeler, okuru da Nermin gibi “bul ve yak” çağrısının peşine takıyor. Yazar, merakı sürekli canlı tutarken aceleye kapılmıyor. Her sahne, içindeki ağırlığı okura da hissettiriyor. Remzi Efendi’nin bozkırdaki yılanla karşılaşması gibi bölümler, hikâyeye mistik bir gerilim katıyor ve ana anlatıyla derin bağlar kuruyor.

Tuba Yavuz, Türk edebiyatının geleneksel hikâye anlatımını çağdaş hassasiyetle buluşturmuş. Dilinde gereksiz süs yok. Kelimeler, toprağa basıyor; imgeler, su gibi sızıyor. Anlatım, okuru kendi içindeki sessiz mücadeleye çağırıyor. Nermin’in arayışı, dedesinin mirası ve Marifetname’nin ışığı altında, marifetin ne kadar zahmetli, ne kadar yakın ve ne kadar yakıcı olduğunu gösteriyor.

Bu kitap, kaybın ardından gelen çağrıyla yüzleşen herkesin hikâyesi. Suyun içinden yükselen ses, sayfaları çevirdikçe kendi sesinize dönüşecek. Okur, “bul ve yak”ı kendi varlığında aramaya başlayacak çünkü Yavuz, marifeti bir kavram olarak değil, yaşanmış bir yol olarak sunuyor. Roman, dinginliğiyle sarsıyor, sükûtuyla konuşturuyor.

Tuba Yavuz, Marifet’in Marifeti ile okura eski ile yeniyi, iç ile dışı, kök ile dalı aynı anda sorgulatan güçlü bir metin sunuyor. Dili, sadeliğin içinden sızan bir şiirsellik taşıyor. Anlatıcı, Nermin’in iç dünyasına o kadar sadık ki okur, onun suskunlukla imtihanını, yalnız yürünen bir yolun her adımındaki çıplaklığı hissediyor. “İnsan en çok kendine inanmak istiyor. Kendimi haklı görmek ve en çok kendini sevmek. Yakmak gerekiyordu” (s.77). Bu cümleler, kitabın özünü oluşturan hesaplaşmanın ne kadar acımasız ve bir o kadar arındırıcı olduğunu gösteriyor.

Marifet’in Marifeti, bir dede torun ilişkisinin sıcaklığıyla, bir ailenin göçle birlikte taşıdığı yaraları, bir kasabanın unutturulmaya çalışılan kara anlarını birbirine düğümlüyor. Günlük hayatın telaşına kapılmış bir kadının, kendine dönme cesaretini gösterdiğinde başına neler geleceğini anlatıyor. Rüya ile gerçek arasındaki perde inceldikçe, Nermin’in asıl bulması gerekenin kendi içindeki ateş olduğunu görüyoruz. Ve o ateş, yakarken aydınlatan cinsten bir davet olarak herkesi içine davet ediyor.

Tuğba Yavuz – Marifet’in Marifeti- Ahenk Kitap – 2026

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir