Türk Edebiyatı’ndan Nezihe Meriç Dosyası
Türk Edebiyatı dergisi 2025 yılında da okurlarını ses getirecek dosyalarla buluşturmaya devam ediyor. 616. sayının dosya konusu Nezihe Meriç. Bu dosyada Meriç’in yazı dünyasının içine gireceğiz. Çalışmaları, anlatım tarzı, öyküde vermek istediği mesaj gibi birçok konu işlenmiş yazılarda.
Dosyadan…
Funda Özsoy E. – Nezihe Meriç Samimiyeti
“Yazarın görevinin sadece entelektüel birikimi ile dünyayı dönüştürmek olduğunu düşünen erkek egemen edebiyat otoritesi için Nezihe Meriç’in öykülerinin ayrıntılarında saklı olan kadın dünyasına ait imgeler yenidir. Hatta o kadar yenidir ki İngiltere’de yaşayan ve dünya edebiyatını çok iyi bilen, Türk edebiyatından İngilizceye çeviriler yapan -ki Nâzım Hikmet’in şiirlerini de İngilizceye ilk çeviren kişidir- Nermin Menemencioğlu, Bozbulanık kitabı yayınlandıktan sonra “Kuzum siz kimsiniz?” diye başlayan bir mektup yazar genç Nezihe Meriç’e, hayretini ve heyecanını gizlemeyen.”
İdris Yılmaz – Nezihe Meriç’in Öyküleri Üzerine Psikanalitik Bir Değerlendirme
“Nezihe Meriç’in öykülerinde karakterlerin iç dünyalarını ve bilinç dışı yaşantılarını rüyalar aracılığıyla okura gösterdiği görülür. Öykü karakterlerinin gördükleri rüyaların boşluk kalmadığı ve anlamlı oldukları söylenebilir. Nitekim “Susuz VI” adlı öyküde Özün karakterinin gördüğü rüya onun geçmişe gitme arzusunun dışa vurumuyken bu arzu ve Özün’ün ruhsal durumu kuş, renkler ve zehir gibi simgelerle kendini gösterir.”
Mehtap Altan – Nezihe Meriç’ten “Bozbulanık” Netlik
“Öykülerinde özellikle sıradan insanların yaşamına dokunması çocukluk döneminde kazandığı gözlemci yeteneğinden izler taşır. Çocukluğunda kazandığı bu tecrübe/eksiklik/hüzün/sıkıntı Meriç’in eserlerine gerçekçi ve samimi bir üslup kazandırmıştır. Nezihe Meriç öykülerinde kadınlar, toplumun beklentilerini karşılayacak rolleri üstlendikçe, ideallerinden daha çok uzaklaşan bir portre çizmekte. Aslında bu genelleme, Yazar Meriç’in hayatına da yansımaktadır.”
Enver Akyol – Yazının Ardında, Görünenin Ötesinde “Bozbulanık”taki Derin Yapı
“Nezihe Meriç, bireyin iç dünyasını ve toplumla olan ilişkisini incelikle işleyen hikâyecilerden biridir. Hikâyelerinde bilinç akışını kendi anlatım diliyle harmanlaması onu çağdaşlarından farklı noktaya taşımıştır. Hikâyelerinde çoğunlukla kadınların toplum içindeki rollerini, çatışmalarını ve hayata tutunma mücadelelerini anlatır. Sıradan görünen anların ardındaki karmaşık duyguları ve insanın varoluşsal sancılarını hikâyesinin merkezine alır.”
Yaprak Pırpırlandı
Şerif Aydemir anılar defterinin sayfalarını aralamaya devam ediyor. Şiirler, dostluklar, mevsimler, hayatın insanı ısıtan yanları bir bir sıralanıyor Aydemir’in yazısında. Ve her zaman en güzel yeri işaret ediyor yazar; insanın kendi içini.
“Hep işitiriz, insanın ülkesi de dünyası da kendi içindedir, içindeki kadardır diye. Öyle de, dünyada bir sürü dünya var, bakış var, anlayış ve yorum var. Milyonlarca. Milyarlarca…”
“Bu kadar çok giysi, bu kadar çok kitap, bu kadar çok takı… Bu kadar çok kablo, bu kadar çok müzik, şiir, resim… Bunca yüz. Bunca haber. Bunca yol. Bunca şehir. Bu kadar çok mesele…
… Bu kadar büyümesem, bu kadar dağılmasam. Bu kadar dağılıp bu kadar parçalanmasam. Ne olur biraz küçülsem. Biraz sadeleşsem. Biraz ayıklayabilsem kendimi. Biraz azalsam… Şarkıları bu kadar çabuk eskitmesem. Romanlara bu kadar kolay dudak bükmesem. Güzellik sıradan bir şeye dönüşmese…”
Selim İleri’nin Gidişinden Kültür Hayatımıza Bakış
Selim İleri ardında birçok eser bırakarak ayrıldı aramızdan. A. Yağmur Tunalı İleri’ye bir veda yazısı ile dergide.
“Selim İleri, kültür hayatımıza solun tam hâkim olduğu bir devrede doğdu ve yaşadı. Liseden edebiyat ve Fransızca hocaları Rauf Mutluay ve Vedat Günyol’un etkisiyle edebiyata girdi. Onların yönlendirmesiyle yazılarının yayınlanacağı dergiler seçildi. Oradan devam etti. Görünüşe göre sol eğilimde bir yazar oldu. Yaşadığı devir için bu gayet normaldir. Tabii o dikine gidenlerin, o kesin inançlı görünen kafa karışıklığının dışına çıkabilenlerin hemen fark edeceği anormallik şudur: Çitle çevirdikleri bir alanda kendileri çalıp kendileri söylerler. Yeni zamanlar tabiriyle toplumun diğer kesimlerinden soyutlanmış bir hayat yaşar gibidirler. Hâlbuki bu mümkün değildir. O şartlar bilinse de kamplaşma anlaşılır bir durum değildi ve değildir.”
Selim İleri’nin Ardından
Selim İleri’ye dair bir anma yazısı da Zeynep Uluant’tan….
“Selim İleri, ailenin ikinci ve son çocuğuydu. Doğuştan getirdiğini sandığım hüznü, çocukluk resimlerindeki yüz ifadesinden de okunuyordu. Klasik bir tahsil hayatının insanı değildi. Okumayı ancak birinci sınıfın sonunda söktüğünü, Galatasaray Lisesinden doğru dürüst Fransızca öğrenemeden ayrıldığını, kendisini ancak olgun insanların yapabildiği gibi çok tatlı bir şekilde hicvederken anlatacaktı. Gene vakfımızda yaptığı bir sohbette Halit Refiğ’in ondan istediği senaryoyu bir türlü yazamayışını “kendisini dolandırdım” diyerek ifade edişini hiç unutmam.”
Edebî Mirasın İzinde Peyami Safa ve Ailesi
İbrahim Özen, Edebî Mirasın İzinde Peyami Safa ve Ailesi isimli yazısı ile Türk Edebiyatı’nda. Özen, Peyami Safa’yı ailesi eşliğinde anlatıyor yazısında. Aile hayatı, çektiği sıkıntılar, yazarlık yolunda ilerlerken izlediği yöntemler, akrabaları arasında yazar olanlar. Hayatının yazarlığına etkileri gibi birçok konu işlenmiş yazıda.
“Peyami Safa, ilk kalem tecrübelerini erken yaşlarda verir. On bir yaşındayken “Piyano Muallimesi” adlı bir hikâye, on üç yaşındayken “Eski Dost” adlı bir roman denemesi yapar. Aynı yıllarda, dededen ve babadan sirayet eden bir istidatla şiir yazmayı da dener.5 İlk kitabını on dört yaşında, Vefa İdadisi’ndeki öğrenciliği sırasında çıkarır. Rehber-i İttihat Mektebi’nde öğretmenlik yaparken Servet-i Fünûn ve Fağfur dergilerine hikâye, makale, tercüme denemeleri gönderir.”
“Peyami Safa’nın amcası Ahmet Vefa, hüzünlü bir hayat yaşamış, ağabeyi gibi erken yaşta hayata gözlerini yummuş bahtsız bir şairdir. Darüşşafaka’dan mezun olduktan sonra Gümrük Müdürlüğü’nde çalışmaya başlayan Ahmet Vefa, genç yaşta akli dengesini kaybeder. Kardeşi Ali Kâmi’nin belirttiği üzere kendisini bir “cin”in sahiplenmesi söz konusudur.”
Edebiyat Sandığı’nda Recaizade Mahmut Ekrem Var
Necati Tonga bu sayı Edebiyat Sandığı’nda Recaizade Mahmut Ekrem’e yer vermiş. Görsel bir şölen eşliğinde çok kıymetli bilgiler bekliyor dergi okurlarını.
Türk Edebiyatı’ndan Hikâyeler
Anar Adil – Palyaço
“Uğur’un köpeği can çekişiyordu. O, köpeğinin başını kucağına almış, çaresizlik içinde kâh çevresine bakıp yardım edecek birini arıyor kâh köpeğin başını okşuyordu. Köpek boğuk bir sesle inliyor, güçsüz düşen ayaklarını yavaşça hareket ettiriyordu.”
“Uğur’un babası Mağrur, şehirdeki eğlence merkezlerinin birinde palyaço olarak çalışıyordu. Bir keresinde zengin bir memurun oğlunun doğum gününde palyaçoluk yapmıştı. Şımarık çocuk, kâh Mağrur’un sırtına binip at gibi koşturuyor kâh saçını çekiyor kâh da yüzüne pasta bulaştırıyordu.”
Fatma Pekşen – Kamelyalı Pekşen
“Bir elime geçirsem… Bir elime geçirsem! Hep bu kapıcı olacak Kamber’in yüzünden oluyordu bunlar! Basacaktı tokadı. Alacaktı ellerindeki o yuvarlak şeyleri. Bastıracaktı bıçağı. Bakalım o zaman kıracak cam buluyorlar mıydı, bulmuyorlar mıydı!”
“Kameriyenin etrafındaki kamelyaları diken de o, bakımını yapıp apartman sakinlerine görüntü zevki olarak sunan da… Duvar diplerine beşer adım aralıkla diktiği İzmir asmalarının alımlı duruşlarına gel de dayan istersen. Güz zamanı açan kasımpatılara da.”
Ayşe Ünüvar – Hafıza Çiçeği
“Ses vermez kimseye, içinden konuşur o. Bir tek su ile. Bazı kel vakitlerde, kendine de kırıldığında şu ak güvercinle… Mehmet’e benzetir onu! Küçük Mehmet. Ak Mehmet. Kar topağı gibiydi doğduğunda. Apak topak bir oğlan dediydi ebe… Dört kızdan sonra bir Mehmet! Çok gördü ki geri aldı Ulu Tanrı! Çok gördün değil mi Ulu Tanrım? Bir topala 5 çocuk çok elbet…”
“Çeşmeyi açıp kaçtı velet! Şapkasını caminin önündeki banka koyup ıslana ıslana varıp kapattı çeşmeyi. Bir damla su, bir evlat. Bir damla su bir Mehmet! Mehmet oğlum! Kızlarımın yeri belli, oğlum kayıp! Kayıp yazdılar onu. Bulduğumda. Onun o olduğunu bildiğimde bu ipi tabutuna bağlayacağım. Serçe parmağımdaki ipi. Anası bağladı onu. Mehmet yok listesine yazıldığında… Anasının mezarı anıt mezarın hemen arkasında. Kıydı kendine…”
Türk Edebiyatı’ndan Şiirler
Bir ruh sahibini tanırsa, zaman
Akşam nedir bilmez, her daim sabah
O dede insandı, kul ve tevekkül
Ve acı ve umut ve sabır ve âh
Ayaklar kör ise yollar yitiktir
Bu sağır dünyada şimdi nerde Rim
Birkaç adım atsam Gazze’ye doğru
Acaba durur mu titremelerim
Nurullah Genç
Gözleri şimşek, öfkesi içinde dal dal
Sevgisinde yorgun ki bakışı durgun
Yaralı kanadı al al
Suskunluğuna öykünür namluda kurşun
Kanadı kırık kartal
Nice kapılar kapandı, tuzaklar kurdular
Yordular kartalımı, yordular!..
Zebanice ördü daima, örümcekler ağını
Ki onlar “değmicek kestiği tırnağını”
Nazım H. Polat
Güz göçü gibi hüzün
Ve ateşini söndürmüş o dingin yanılgı
Karanlığa terk etmiş çardaktaki gülleri
Yaz kenara “ayrılık sevdaya dâhil”
Çekip gitmem senden değil
Nazım Payam
Dalıp giderken boşluğa
Meyvaya durmuş ağaçlar arasında
Engin mavilikler görüyorum
Yeğnilmiş iken çiğdem çiçek hülyasında
Akli melekelerimde teşevvüş seziyor sanki müdafi
Cürmü meşhut yakalanıyorum gözlerine…
Kemal Subaşı
Ukala, Sayı:8
Erzurum Türk Telekom Nurettin Topçu Sosyal Bilimler Lisesi yayın organı olarak Vahdettin Oktay Beyazlı editörlüğünde 8. sayısına ulaşan Ukalâ dergisi özenli bir çalışma. Okul dergilerine örnek olacak bir çalışma olarak edebiyat dünyamızdaki yerini pekiştirmeye devam ediyor.
Dergi, Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Sn. Yusuf Tekin İle Dilimizin Zenginlikleri Projesi üzerine yapılan söyleşi ile başlıyor. Söyleşinin soruları; Vahdettin Oktay, Beyazlı Mehmet Akif Özdemir, Rüveyda Polat’tan.
“Projemizin adı bile aslında temel amacımızı özetliyor: Türkçemizin zenginliklerini hep birlikte kucaklamak ve bu değerlere sahip çıkmak. Öğrencilerimizin dilin derinliklerini, sözcüklerin taşıdığı kültürel mirası keşfetmeleri bizim için çok önemli.”
“Türkçenin ana dil olarak, yabancı dil olarak, Türk soylulara ve iki dillilere öğretimiyle ilgili özel programlar uyguluyoruz. Bu çalışmalar, öğrencilerimizin dil gelişimini desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda millî, manevi ve kültürel değerlerle bağlarını güçlendiriyor. Öğrencilerimizin kelime hazinelerini genişletmek ve kavram bilgisini derinleştirmek için yoğun bir çaba içerisindeyiz.”
“Türkçe, sadece Türkiye sınırları içinde değil, Türkiye ile gönül bağı olan tüm ülkeler açısından da önemli bir bağdır. Daha önceki sorularınızda da ifade ettiğim gibi, dilimiz sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir kimlik, bir değer ve bizi birbirimize bağlayan güçlü bir köprüdür.”
Türkçemizin Ses Durakları Dosyası
Ukalâ dergisi çok önemli bir dosyaya imza atmış bu sayı. Türkçemizin ses durakları diyerek geçmişten günümüze Türkçeye değer katan eserler, kişiler merkeze alınarak oluşturulmuş dosya. Ahmet Yesevi’den Sait Faik’e, Mehmet Akif’ten Kutadgu Bilig’e uzanan bir çizgide Türkçe’nin izini sürüyoruz.
Dosyadan…
Prof. Dr. Nurullah Çetin – Ahmet Yesevi’de Hedonizm (Hazcılık) Eleştirisi
“Ahmet Yesevî’nin hikmetlerini bugünün sorunlarına, sıkıntılarına, arızalarına cevap olabilecek şekilde okumak, aslında Yesevî’yi çağımız şartlarında yeniden üretmek, çoğaltmak ve değerlendirmektir. Ahmet Yesevî’yi evrensel kılan özellik de onun hikmetlerinin, yaşantısının ve düşüncelerinin her zaman ve zemine uygun yapısının güncelliğini ve geçerliliğini korumasındadır.”
Mustafa Özçelik – Türkçenin Bülbülü: Yunus Emre
“Yunus Emre Türkçesinde söz gönülden çıkan ve gönle ulaşan sözdür. İşte gönle ulaşan Yunus sözü Türkçeyi bir gönül dili haline de getirerek Anadolu’yu vahdet (birlik) fikri etrafında birleşip bütünleştirmiştir. Böylece ortaya sadece bir dilin, edebiyatın inşası çıkmamış bir milletin inşası da çıkmış, Yunus Emre, böylece bir millet inşacısı vasfı da kazanmıştır. Bu, Yunus Emre sayesinde Türkçenin kazandığı başka bir zaferdir.”
Prof. Dr. Muharrem Dayanç – Sait Faikçe
“Ne zamandır Adapazarlı yazarları okuyorum. Sıra Sait Faik’e geldi. Çok da yabancısı olmadığım yazarı yeni bir göz ve yaklaşımla okumaya devam ettikçe Sait’in diline, üslubuna, bireysel/toplumsal eleştirilerine, muzipliklerine olan ilgim artmaya başladı.
Kafa yormayı gerektiren çetrefil konulardaki anlatım ustalığı, benzetmelerindeki sadelik ve doğallık, özgün dil sapmaları ve göndermeler, hayatın içinden (dağdan, ırmaktan, kuştan, kediden, köpekten, vadiden, çobandan, kahveciden, balıkçıdan vb.) aparılmış yaşanmışlık kokan deyimler, söyleyişler…”
A.Yağmur Tunalı – Türkçesiz Bir Yere Varamayız
“Kendi dilinin sevgisini veremeyen devletler, başka dillere ve dolayısıyla başka kültürlere ve başka milletlerin sevgisine kapı aralarlar. Apaçık gerçek budur. En acil meselemize verilen cevapları da bu açıdan düşünmek ve değerlendirmek lazımdır. Hemen her gün televizyonlara çıkanlar birlikten bahsederler. Hem onlar hem de siyasiler bölücü, ayırıcı, ayrıştırıcı bir dil kullanıyor olsalar dahi böyle derler.”
Meryem Tuana Çelik – Yunus Emre’de Gönül Kavramı
Yunus Emre’nin şiirlerinde yoğunlaştığı temel kavramlardan biri “gönül”dür. O, hakikat anlayışını, gönül kavramından yola çıkarak ifade etmektedir. İnsanın içinde, Allah’ı ve yarattıklarını sevip insanın doğru iş görmesini sağlayacak olan gönüldür. Allah, inanan kullarının gönüllerindedir. Yunus bu konuda şöyle diyor:
“Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı
İki cihan bedhahtı, kim gönül yıkar ise.”
Ukalâ’dan Bir Öykü
Ahmet Ergin- Yüksek Gerilim Hattı
“Bıktım bana acıyan gözlerle bakılmasından. Kimsenin acıyarak baktığı yok mu? Karşında çocuk yok Murat. Sen bile çoğu zaman acıyarak bakıyorsun. Yapma. Yapmayın lütfen. Acımayın, üzülmeyin. Hiçbir şey değişmiyor. Tecrübeyle sabit. Anlık acıma ve merhamet bunlar. Beni görünce, bana bakınca herkeste oluyor bu. Çok mu benziyorum? Beni hiç tanımayanların gözlerinde bile görüyorum o hissi.”
“Çok fazla ses var. Tanıdık insan çok. Fazla kalamam. Buraya girene kadar bir sürü merhamete maruz kaldım, biliyor musun? Böyle olacağını biliyordum. Sonra da abartıyor oluyorum. Bu böyle olmayacak. Nereye mi gidiyorum? Bu işe bir çözüm bulmaya. Sakin ol. Çok özür dileyerek mikrofonu alabilir miyim müzisyen bey? İyiyim merak etmeyin.”
Ukalâ’dan Şiirler
bakışlarında çocukluğuma sürgün var
ellerinle sırladığın kızarmış şiir kudretime
ekmeğin ağzında aslan yeleli kelimeleri
emziren kalbime memnu cesetler gömdüm
ve kaldırımlara yayılan dünya gözlü sevgiler
hangi ırmağın yatağı size dar gelir
hangi yokuşta yoklanır imanın ve sabrın ruhsatı
alınyazımı hece hece okudum sayrılandım
haritanın ortasından kentin dağdağasından
aşkın koynundan çekip aldım solmuş resmimi
Vahdettin Oktay Beyazlı
nice sinirce harbinden geçtik affın zirvesine değin
aff iklimce
ince köstekli çarktan merhem bastık yaraya, kan yara değil
aff fikrince
dince şükür allaha bizi intikamsız güçlerde yaratmış
aff ilmince
aff sağaltan bir yaratım, aff bir geyiğin çalımları
aff şiirce
Eray Akpınar
Hiçlik kuyusuna atılmış bir taş misali gözlerin
Gark oldu yüreğimdeki şairane ruha
Şiir yazmak o günden sonra farz oldu bana
En güzel mısraları o gözler söyler
Hiçlik kuyusuna atılmış bir taş misali gözlerin
Şevval Kurtbaş
Cemalin seyretsem aşk-ı fahmım yana yana
Aşkından çeşm-i giryanım yâr sana yana yana
Anan şah-ı geda, anmayan perişan-ı zelil
Yar yüzüm sürem tozuna ten-i sad yana yana
Serdar Koçak
On ikinin tersindeyim
Dökülüyor zaman alnıma
İnce bir halı boyunca
Dokunuyor nasırlı ellerim
Sayfa arası açan güllerim
İçi satılık içsiz satırlara
Paltosuz ve ipsiz hayata
Kucak açan fırça izli saçlarım
Feyzanur Tekerli
Gözlerinde ruhumdan kalan son parıltı,
Yanağında busem…
Yapma, gitme.
O toprak sensin.
O toprak senin.
Ey gönlümde yer payidar olanım!
Yokluğun ateşi hayatımı, yiten gözlerinin ışığı
Gülüşlerimi soldurmasın
Nursima Peker
Aşkı mı?
Yüreğimdekini getirip aklıma düşüren,
Yok değil, o değil
Aşkın ta kendisi;
Yüreğimden aklıma düşen.
Artık tanırım mutluluğu
Ama sebebini herkese söylemem
Utanırım, söylersem yandığımı
Kimse bilmesin en büyük zaafımı
Fetullah Tercan
Yediiklim, Sayı:419
Yediiklim dergisi 419. sayısına “Hayret” diyerek girdi. Derginin giriş yazıları özenle kaleme alınıyor. Türkiye ve dünya gündemine dair notların paylaşıldığı giriş yazıları derginin duruşunu da en net gösteren bölüm. Bu sayı hayret edilecek şeyleri sıralamış dergi.
“Modern dönemde bilimin temel ilkesi olarak görülen nedensellik sebep- sonuç İlkesinin işlemediği her yerde hayret duygusu ile karşılaşılır, Darvvin’in kaçışında olduğu gibi. Freud’den sonra psikolojinin büyük düşünürlerinden Cari Gustav Jung, özellikle Doğu dinleri ve mitolojisini araştırırken nedensellik bağının dışına çıkan olayları olasılık üzerine yapılan birçok deneyle izah etmeye çalıştıktan sonra olasılık dışında bir ilkeyi öne sürer. Nedenselliğin açıklayamadığı her şeyi “eşzamanlılık” ilkesi üzerinden açıklar ve Eşzamanlılık kitabında “nedensellik zaman ve mekânın birlikteliğini gerektirir” der. Oysa ruhun bunlara ihtiyacı yoktur.”
80’li Yıllarda Türk Şiirinde Çözümlenmiş Olan Problemler
Ali Günvar, 80 dönemi şiirine dair notlar paylaşıyor. Şiir bürokrasi ilişkisi, kapalı şiirin baskın olması, şiirde sivilleşme, sadeleşme gibi birçok konunun gündemde olduğu dönemdeki problemlerin bugüne yansımasını ele almış Günvar.
“Gördüğüm kadarıyla, 80’li yıllardaki o küçük ve devrimci sayılabilecek şairler grubunun çoğunluğu, kendilerinden önceki, Serveti Fünûn şiiri etkisindeki dönemin şairlerinin malul olduğu bürokrasi ve bürokrasiyi temsil eden siyaset erbabı ile aşırı yakın ilişkiler kurarak başlangıçta yakaladıkları dilsel özgürlüğü koruyanlarmışlar ve çoğunluğu yeni bürokratik dile mahkûm hale gelmişlerdir. Önemli kesimi, belediyeler ile işbirliği içinde ve onların sığ kategorileştirmelerine tabî olarak festivaller düzenleyen ve ekonomik ilişkilerini ona göre kuran, dolayısıyla da şiirlerini onların beylik görüşlerine hapseden kişiler haline dönüşmüşlerdir.”
“Lâkin bu sadeleşme akımı, edebiyatı halka mâl etmek ve bir edebiyat piyasası oluşturmak isteyen gazete yayıncılarının arayıp da bulamadığı bir zemin oluşturmuş gibi görünmektedir. Örneğin, başlangıçta Yahya Kemal kalitesiyle edebiyat dünyasında etkili olan Hürriyet Gazetesi, zaman içinde, Turhan Oğuzbaş düzeyine kadar gerilemiştir ve ancak seksenli yılların başında, Gösteri Dergisinin yayın hayatına girmesiyle, yeniden eski günlerine dönebilme yolunda etkili bir adım atabilmiştir.”
Halide Edip’e Bir Başka Açıdan Bakmak
Ali Haydar Haksal yeni bir yazı serisine başladı. Halide Edip Adıvar’ı yaşadığı döneme yön veren, yaşadığı dönemin olaylarına katkı sunan yönüyle ele alıyor Haksal.
“Halide Edip’in eserlerinden yola çıkarak dönemine ilişkin genel bir değerlendirmede bulunduk. Kendi bakış açısıyla kendisini değerlendirmek bir yanıyla önemli. Kendisinin önemsediği, içinde bulunduğu koşulları, kendi tutum ve amacına dönük bir bakışla ele aldık. Satır aralarında ve kimi vurgularında öne çıkması gerekenleri nesnel bir bakışla inceledik, yorumda bulunduk, düşüncemizi yansıttık. Suriye bir bölgedir. Osmanlı’nın bir vilayeti. Kendi içinde de bölgeleri bulunmaktadır. Filistin, Kudüs, Lübnan bölgenin önemli merkezleri. Kudüs ise medeniyetimizde önemli ve özeldir. Hem maneviliği hem de bölgedeki stratejik konumu bakımından. Halide Edip, Cemal Paşa ile birlikte bu bölgede görev alıyor.”
“Halide Edib’in asıl amaçlarından birinin Suriye’de kadınlar üzerinden modernleşmeyle ilgili çabalarıdır. “Kâzım Şinasi’nin [Dersan] Tanin gazetesi adına yaptığı “Suriye Mektepleri” adlı röportajı Servet-i Fünun, Türk Yurdu dergilerinde yayımlanır. Halide Edib’in tanıtıldığı satırlarda Kâzım Şinasi’nin Halide Edib’e duyduğu hayranlık açıkça görülür.”
Ömer Erinç Şiiri
Bugünlerde edebiyat dünyası onu daha çok çıkardığı Yitiksöz dergisi vesilesi ile Duran Boz olarak tanısa da o şiirlerini Ömer Erinç ismiyle yazmış, bir geleneğin temsilcisi olmuş bir şair. Erinç’in toplu şiirleri yayınlandı. Mehmet Özger, bu kitap üzerindenErinç şiiri hakkında kaleme aldığı yazısı ile Yediiklim’de.
“Ömer Erinç’in ilahiyat eğitimi de alması hasebiyle, İslam tarihinin değişik dönem ve figürlerini, İslam düşüncesinin hassasiyetlerini, İslam medeniyetinin imge dünyasını da şiirlerine taşıdığı söylenebilir. Erinç’in toplu şiirlerine baktığımızda emek, direniş, modern dünyanın sorunları, ezilen halk ve onları sömüren zalimler, İslam dünyasının simgesel şehirleri, peygamberler tarihi, doğa ve aşk gibi temaların öne çıktığını görürüz.”
“Ömer Erinç şiirinde duru dil dikkat çeker. Nuri Pakdil nehrinden gelen bir duyarlılığın ve Maraş geleneğinin de etkisiyle temiz ve akıcı bir üsluba sahip olan şairin, yukarıda verdiğimiz örneklere de bakıldığında geniş bir düşünce ve imgelem dünyasının olduğunu söyleyebiliriz.”
Ömer Erinç’le Hakikat, Hayat, Sanat ve Şiir Üzerine Bir Söyleşi
Ömer Erinç’in toplu şiirleri çıktı. Uzun süredir şiirden uzak kalsa da Erinç, bu şiirler onun şiir yolculuğunun nasıl aşamalardan geçtiğini, şiirinin uğrak noktalarını gösteriyor. Kitaba dair Eren Buğdaycı’nın sorularını cevaplamış Erinç.
“Toplu şiirler, şairin bir ömür yazdıklarının hasılası olarak ortaya çıkar. Şairin ömür boyu yürüdüğü yol hâline işaret eder. Yaşanan süreçlerin dökümü olarak şiir okurunun önüne yaşanmışlıklardan kimi işaretler düşürür. Bu işaretler okuyucu ile yazar arasında akrabalık bağları kurulmasını ve bu bağların güçlenmesini beraberinde getirir.”
“Birlikte yaşadıklarımla aynı çağın havasını soluduğumu, aynı sudan içtiğimi, aynı topraklarda adımladığımı söyleyebilirim. Aynı gök kubbenin altında yaşayanların birbirlerine ilgisiz kalmaları da düşünülemez. Her halükârda etkilenmeler olacaktır, inkâr edilemez bir hakikattir bu. Etkilendiklerimle aynı kaygıları taşımanın, aynı sızılan duymanın, aynı yöne bakmanın endişesini sürekli taşıdığımı ifade edebilirim.”
“Yazın Bittiği” Şiiri Çerçevesinde Ülkü Tamer Şiiri
Mahmut Babacan, şiirleri üzerinden şair okumalarına devam ediyor. Bu ayki şairimiz Ülkü Tamer. Yazın bittiği şiiri üzerinden şairin şiir dünyasına giriyoruz.
“Çağdaş İngiliz şiirini de yakından takip eden Ülkü Tamer, ikinci Yeni’nin en çocuksu şairidir. Şiirlerinde hayvanlarla, çocuklarla ve bitkilerle bir bütünlük oluşturduğu söylenebilir. Simgeci özellikler taşıyan, yumuşak ve Lirik bir anlatıma sahip olan sanatçı, bu şiirlerde şaşırtmaca ve ince alaylı öğelere yer verir. Ayrıca Ülkü Tamer’in kendi çevresinden farklı olarak dörtlük ile yazılmış birçok şiiri vardır. Üşür Ölüm Bile, Gül Dikeni, Memik Oğlan, Güneş Topla Benim için, Bu Toprakta Kalır Adın(Ağıt) gibi şiirleri bestelenir.”
“Şiirlerine bakıldığında anlaşılır ki humor ve ironi, Tamer’in dünyaya, topluma, tarihe bir bütünlük içinde ve insani değerler çerçevesinde baktığını, eşitsizliğin ve adaletsizliğin karşısında durduğunu, şiirini kurarken kavgayı değil duyarlılığı seçtiğini gösterir.”
Yediiklim’den Bir Hikâye
Osman Koca – Darılma
Şimdi sen umutsuzluğun ve karamsarlığın kol gezdiği bu dünyada kendini yalnız hissediyorsun. Dışlanmış belki. Ve kim bilir belki de sevdiklerin tarafından tamamen terk edilmiş. Kötürüm düşüncelerin istilası altında bunalıyorsun. Hâliyle daraldığın kadar darılıyorsun.
Yediiklim’den Şiirler
yağmurun derdi ne
gönlüm ıpıslak zaten
ne yaz yağmuru
ne güz yağmuru
gazze’den kudüs’ten
şam’dan bağdat’tan
toplanmış göz yağmuru bu
Arif Ay
soğuk esiyordu yağmur suları
çok beyazdı kar
rengine renk katmış
beyazın tek anlamı vardı
buz ve soğuk – soğuk ve buz
biz sadece biz değildik
bunu öğrenecektik dünyadan
Abdurrahman Ekinci
Bir çığlığın çocukluğu tekerlekli sandalyede
Damar bulamıyor ve de
Sarhoşluğum başka
içtiğim baldıran
Ağrımasın diye geceleri üzerine yattığım yer
Zamanı durdurup bir bakışında
Sevgilim diyorum
Daha hızlı sanki yerküre.
Eyüp Taşçı
Bu, gecenin beyaz kısmı
Ve hep oradaydım -damarlarımı ezdim
Ezilecek ne var – büzülecek
Hepsi bir taş attım diye – atmadım-
Usturayla yazı tura, rus ruleti- hürriyet
Neredeyim- kavakların köşesi
Tutturdum elime, olmayan şeyleri
Odaya tünen alık kedi
Babaannemi görmeyince üzülecek
Yusuf Emir Çulha
Bana “Nasılsın?” diye soruyor kırlangıçlar…
“Can yüklü bir musalla taşı” gibiyim sanki,
üzerinden ölümün cenazesi kalkmamış…
Murat Çeşme
Aydos, Sayı:37
Aydos dergisinin 37. sayısı Nurettin Durman’ı kapağa taşıyarak çıktı. Günümüz edebiyatında birçok kişinin üzerinde emeği ve etkisi vardır Durman’ın. Bu türden vefalı dokunuşları sonuna kadar hak eden bir isme derginin böylesine kıymet vermesi takdire şayan.
Sıddık Ertaş’ın Giriş yazısından…
“Ayrıca bu sayımızda Mavera Vakfının düzenlediği “Bir Düş Çınarı: Nurettin Durman’a Saygı Programı”nda yapılan konuşmaları, bir eksiğiyle, dergimizde yayımladık. Derginin genel yayın yönetmeni olarak, Nurettin Durman’a karşı bu benim vefa borcumdu. Bu gün, bu derginin çıkmasında bir parça da olsa emeğim varsa; birkaç gence dokunabailiyorsam bunu Nurettin Durman’a borçluyum. Her koşulda ümmetin yanında olmayı, insanı insan bilip ona hürmet etmeyi, derdi olanın derdiyle dertlenmeyi, hakkı, hukuku, adaleti yazarak, konuşarak savunmayı ondan öğrendim.”
Nurettin Durman’a Dair Yazılardan Notlar…
Süleyman Çelik – Nurettin Durman’ı Anlatabilmek
“Nurettin Durman’ı anlatmak biraz da kendimizi anlatmaktır. Tanıdığımda değil, tanıştığımda, hatırlayabildiğim kadarıyla yirmi yaşındaydım. Nizamettin Kurultay ağabeye uğradım bir gün, gel seni bizim şairle tanıştırayım demişti. Nizamettin ağabeyin duvar kâğıdı işleri yaptığı dükkânı, Hamid-i Evvel Camii’nin karşısında, kahvenin sırasında, ana yol üzerindeydi. Çamlıca Caddesi’ne dönüp, elli metre kadar yürüyüp sağdaki berber dükkânına girdik. Sana bir şair getirdim Nurettin dedi, Nizamettin abi ve bizi tanıştırdı böylece. Kırk yılı aşkın tanışıklığımız böyle başladı.”
Özcan Ünlü – Bir Düş Yolcusuyla Aynı İklimde Yaşamak…
“Hemen her dergide şiirleri yayımlandı. Çünkü kabul edildi ki, Nurettin Durman şiiri sahih bir kaynaktan akan görkemli bir söz ırmağı gibi dökülüyordu. Büyük iddialar taşıyan, sözü eğip bükmeyi şiir sayan, kendilerince şiir cemaatleri/ tarikatları kurmuş olanlara itibar etmeden söyledi şiirlerini. Zaman zaman çok yazmakla ve yayınlamakla eleştirildi ama Nurettin abinin şiirden özge bir meşgalesi olmadı hiç! Bugüne kadar da şiire sadakatinden bir adım geri atmadı.”
Şakir Kurtulmuş- Nurettin Durman’ın Günlükleri
“Nurettin Durman, edebiyat dünyamızda önemli bir yere sahip şair ve yazardır. Günlükleri, onun hayatı hakkında, düşünceleri ve edebi yolculuğuna dair derinlemesine bilgiler sunar. Bu günlüklerde, kişisel deneyimleri ve onlara ait gözlemleri, değerlendirmeleri bulunmakla beraber, toplumsal ve kültürel olaylara dair gözlemlere de yer verir. Nurettin Durman hakkında araştırma yapacak kişiler bu günlüklerden pek çok veri elde edeceklerdir.”
Sıddık Ertaş – Nurettin Durman’a Dair Birkaç Söz
“Kürttür ama Kürtçü değildir. Müslümandır, İslamcıdır, ümmetçidir. Derdi, ümmetin derdidir. Bütün şiirleri, tüm yazdıkları bu evrensel bilgeliğin peşindedir. Çok yazmıştır ve yazmaktadır. Dolayısıyla tüm yazdıklarına bakacak vaktiniz yoksa Filistin Şiirleri Antolojisi adlı kitap bile tek başına durduğu yeri / duruşunu göstermesi bakımından yeterlidir. Yeryüzünde nerde bir acı varsa bu acıyı iliklerine kadar hisseden bir insanı kamildir o.”
Bu Eğitimle Nereye?
İlginç bir eğitim sistemimiz var. Herkes şikâyetçi. Öğretmen, öğrenci, veli, idareci, yönetici… Bu kadar şikâyet edilen ortamda yapılan yenilikler bile kimseyi tatmin etmiyor. Yusuf Tosun, eğitim sistemini her açıdan sorgulayan yazısı ile Aydos’ta.
“Evet, bu ülkede eğitim hep kanayan yaramız olmuştur. Bütün gayretlere rağmen kanama bir türlü durdurulamamıştır. Durdurmak bir yana hep kan kaybı yaşanmıştır. Ama işin garip tarafı da herkes bu yaraya neşter vurmaktan, kanamayı durdurmaktan dem vurmuştur. Ama bir türlü yara iyileşme emaresi gösterememiştir. Gösterir gibi olanlar da yanıltıcı olmuştur.”
Aydos’tan Öyküler
Mustafa Zahid Ergün-Bir Ya(La)Ncının Anatomisi
“Milleti çok rahatsız etmeden kafamı kaldırıp etrafı tarassut ediyorum. Yaklaşık 70 masa var. Her birinde beşer kişiden 350 insan evladı, 700 el ve 3500 parmak; durmaksızın hareket hâlinde. Merkezde bunun gibi büyüklü küçüklü yirmiye yakın salon var. Aklımda bunca kalabalığın kaç para bırakacağı değil de, buradayken neleri feda ettikleri resmigeçit yapıyor.”
“Dillerin dudakları nemlendirdiğini ve gırtlakların kuru kuru yutkunduğunu yakalayan avcı bakışlar, ensemizde bitip boza değilse de çay pişiriyorlar. Gazoz alıyorum. Yancının masada yeri olmaz, yandaki kaldırım taşına koyuyorum şişeyi. Eğildiğimde kafileler hâlinde karıncalarla rastlaşıyorum, koşturup duruyorlar. Üstlerinde kopan kıyametten haberleri yok. Ama aynı kabileden sayılırlar çalışkanlıkta. Birkaç damla şekerli su iştahlarını kabartıyor.”
Davut Güner- Tam Kırk Yıl Sonra
“Babamın anlattığına göre, Bayazıt amca çok hassas, incelikli, cömert, hiçbir kimseye bir kötülük yapmamış çok iyi bir insandı. Allah’ım Bayazıt amcaya ne olmuştu? Nazara mı gelmiş, büyü mü yapılmıştı? Ya da ne olmuşta o coşkulu incelikli insan hayata küsmüş, tam kırk altı yıl mutsuz bir şekilde yaşamıştı. Arılar, kelebekler uçarken; arı kuşları, kumrular, ağaçkakanlar bahara yaza renk katarken, serin rüzgârlar eserken, Bayazıt amca yaşama coşkusunu yitirmiş, dağları, kırları, ırmakları, tarlaları, harmanları, bostanları, bahçeleri sanki hiç yokmuş görmemiş, büyük bir mutsuzluğa gömülmüştü.”
Sevda Deniz K. – Söylenemeyenler
“Kenan, adını genç kızın ağzından ilk duyduğunda bir şeyler oldu. Kuşlar havalandı, ağaçlar onları selamlar gibi eğildi, sararmaya başlayan yapraklar yola döküldü. Karıncalar, masalardan yere düşen ekmek kırıntılarını şarkı söyleyerek yuvalarına götürmeye başladı. Oysa tüm ezgiler ağustos böceklerinin değil miydi? Neler oluyordu böyle? Canlı-cansız her şeyde bir havailik vardı sanki.”
“Alya, yanından ayırmadığı küçük defterini, kalemini Kenan’ın sesini duyunca yere düşürdü. Koltukların arasına düşen kalem, bomba olup patladı sanki. Ortalık toz duman, hiçbir şey ait olduğu yerde değil, savrulmuş ve dağılmış bir hâlde…”
Emre Gül – Ptt Sarısı
“mektupla ilkokulda tanıştım. öğretmenimiz kendisine mektup yazmamızı istemişti. yalandan bir şeyler yazıp annemle ptt’ye gitmiştik. ama nasıl bir yer olduğunu hatırlamıyorum. ptt soyut gelmişti bana. bir yerde birisi olmayınca orayı hatırlamakta zorlanırım. galiba ptt’de o gün kimse yoktu.”
“küçük bir yara izi var o parmağımda. şimdi her baktığımda o günü hatırlamıyorum ama bazen dokununca sanki ipliklerin ellerime yeniden dolandığını hissediyorum. kardeşim de o gün oradaydı. ne dediğimi unuttum ama güldüğünü hatırlıyorum. çocukken insanlar hep daha çok gülüyor.”
Senanur Şentürk – Ayrılık
“Susarak kalktı. Susarak hazırlandı. Camdan dışarı baktı ve kocasının onu bekleyişini izledi. Onun bu duruşuna ne kadar aşinaydı. Sakalını sıvazlarken dünyayı kurtarıyor gibiydi hep. Ali söylerse yara alacağı şeyler biriktiriyordu göğsünde. Gülistan ona yaslandığında bir ağaç olup, yükseliyordu göğe. Çoğalıyordu ona yaslandığında.”
“Kavuştuk da ne oldu diye düşündü, Gülistan. Kavuşmak dediğin neydi ki dünyada. Dünyanın faniliği çarptı zihninin duvarlarına. Eninde sonunda vardı ayrılık. Ölüm bir köşede sessiz de olsa izlerdi herkesi. Saati gelene değin en uzak oydu. Saati gelince en yakın olurdu. Baki olan Allah’tı. Gerisi boştu.”
Aydos’tan Şiirler
ağzımda kuyruğumun tadı
yan yatmış bir sekizim
kurumuş kuyunun ta dibinde
ve bir kız çocuğunun cesedi
ölü derilerimle birlikte
Suavi Kemal Yazgıç
benim duvarımda ü ü ü üç
boyutlu yerine bir boyutlu resim var
ilk defa önünde durdum
ve hiç kekelemedim
sonra ye ye yeleri çekemiyorum ya
a a a’lar bile işkence a a al aleti gibi
Side’nin Allah belasını versin
çıkrığını a a a a ar ka bahçesinde unutmuş
Müştehir Karakaya
Kurtların dişlerine kırbaçlar tutturmuşum
Göçmen tanrı türküsü başucumda afsunlu
Tanrıcıl kuş vurmuşum kalp ucuma pusarak
Rahmimden tohum kusup yeniden dirilmişim.
Ulaş Konuk
Bu şiirden gidelim
Omzundaki melekleri kuş seslerine değişmeyen
En kaçamak tebessümleri ikinci çoğul şahıslarıyla
ve sesinin gecekondularıyla çoğaltan sen
herkes kendi zamanının kopyası olarak kaldığında
bu benim aşikare ıssızlığımı baskıya mı yollayacaksın
şiirinin kalesini müzik ve aşkla mı savunacaksın giderayak
Sinan Davulcu
Gitmekten yapılmışken insan
su gibi akayım diye, babam
açık bırakırdı göz çeşmesini
Ey gönlü kocamaz yaşlı dünya
kırk kapıya yaramı pay etmeye
mahir bir el arıyorum
Mustafa Işık
Dinlerken kahin radyolarını baktım çözülüyor yaraların bezleri
Yüzüne yontup bir narla minderi ve bir mayıstan kırık gölgeleri
Birleşmeye, güllere ve zambaklara dair
Şimdi üstümde bir yeğni bir aşkın elleri
Nisan rahminden kırk hüznün bilinmeyen köşelerinde
Yanaklarını alırken bir serinlik büyüyor içimde yeniden hayat
Hayat ki gururu kırık sunulur ki yüzün nasıl unutulur
Burhan Tuz
sağırlığı kaybettim duymaları buldum
aklımdan tutuyorum Musa’nın asasını
ahireti bekleyemem
on emir veren bir yudum ses arıyorum
onun için tırmanıyorum
kesin kalmıştır tur dağında Yaradan sözü
Kazım Gök
ah limon çiçekleri kokusunu üzerimize örttüğümüz seher vakti
kırlangıçların rotasına kondurulan ölüm şaka değil
bak göğe saplanıyor annelerin feryadı sızlanmayı bırak
alkışlanan yalanlar oyalanan gerçekler için
kahrol lan israil lanet sana
M. Ali Özdoğan
Bedenimde fırtınalar koparan
Bir gök gürültüsüdür İsrafil
Atlardan ve kuşlardan ilham alarak
Ölüler gelip kapısına dayanmışlar mahşerin.
Ömer Tarhan
Bitecek
Sürgün
Dal
Açacak kucağını Kudüs
Dualar serpeceğiz dağlara
Toprağa şiirler ekeceğiz
Bitecek
Sürgün
Dal
Cihat Barış
Gazze’de pencere önünde bir çiçek
Yazgısı ölüm olanların çiçekleri kırmızı
Bir tren garında hasret ağlatan mendilin rengi
Çocuklar ölmeye alışmış Allah’ım
Dağlarda koparılan mor menekşeler gibi
Altan Serim