Mustafa Uçurum
Öykü yazmak ve öyküye mesai ayırmak birbirini tamamlayan iki değişmez unsur. Öykünün mutfağında bulunmak öykücünün öykü evrenini de genişletmekte. Öykü kuramı üzerine çalışmalar yapmak, öykü tahlillerinde bulunmak, bir derginin öykü editörü olmak gibi birçok yol öykü mesaisinin içine girer.
Abdullah Kasay, öykü dünyasının içinde birçok vasıfla yer alan isimlerden. Bu sebeple onun öykülerini okurken gördüğümüz geniş perspektif öykü ile kurduğu ünsiyetin bir yansıması olarak çıkıyor karşımıza.
Kasay’ın Mutlak Bir Çıkmaz Yol adlı öykü kitabı, Loras Yayınları tarafından yayımlandı. Kitap, on üç öyküden oluşan iki bölüm (“Mutlak Bir Çıkmaz” ve “Yol”) altında, insanın iç dünyasındaki çatışmaları, yalnızlığı, umudu ve çaresizliği ustalıkla işleyen bir anlatı sunuyor. Kasay, sade ama etkileyici diliyle, sıradan hayatların içindeki olağanüstü anları yakalayarak okuyucuyu bir yolculuğa davet ediyor.
Kitabın öyküleri, insan hayatının farklı kesitlerini ele alıyor; çocukluk anılarından yetişkinlikteki yalnızlığa, kayıplardan umuda uzanan geniş bir duygu yelpazesini kapsıyor. Her bir öykü, kendi içinde bağımsız bir dünya kurarken, bir bütün olarak insanın anlam arayışını ve hayatın çıkmazlarını sorguluyor. Kasay, bu sorgulamayı yaparken bireyin toplumsal bağlamdaki yerini, doğayla ilişkisini ve kendi iç dünyasındaki gelgitleri incelikle işliyor.
“Üç Parça” öyküsü, çocukluk masumiyetinin ve hayal gücünün, dış dünyanın karmaşasıyla kesiştiği bir anlatı sunuyor. İş makineleri, çingeneler ve kelebek koleksiyonları gibi imgeler, bir çocuğun gözünden hayatın hem büyülü hem de acımasız yönlerini yansıtıyor. Öykü, nostaljiyle karışık bir hüzünle okuyucuyu sararken, masumiyetin kayboluşunu çarpıcı bir şekilde betimliyor.
“Sırası mı Şimdi?” öyküsü ise çocukluğun oyun dünyasında geçen bir anın, ay tutulması gibi doğa olaylarıyla kesişerek nasıl derin bir anlam kazandığını gösteriyor. Bu öyküde, basit bir saklambaç oyunu, hayatın belirsizlikleri ve korkularıyla iç içe geçerek okuyucuya evrensel bir deneyim sunuyor. Kasay, burada doğanın ve insan duygularının birleşimini işliyor.
“Bıçak” öyküsü, bir dağ köyünde öğretmenlik yapan bir karakterin yalnızlığını ve içsel sorgulamalarını merkeze alıyor. Meczup Nurettin gibi gizemli bir figürle kurulan ilişki, öyküye mistik bir hava katarken, bireyin yalnızlık ve anlam arayışını derinleştiriyor. Öykünün sonunda bıçağın masada durması, belirsizlik ve tehdit hissinin sembolü olarak okuyucuda güçlü bir etki bırakıyor.
“Bu Yeni Değil” ve “Yarım Kalan” gibi öyküler, modern insanın yalnızlığına ve geçmişle hesaplaşmasına odaklanıyor. Kasay, bu öykülerde şehir hayatının kaotik atmosferini ve bireyin bu kaos içindeki kayboluşunu çarpıcı bir şekilde resmediyor. Özellikle “Yarım Kalan”da, bir hurdalıkta geçen sahne, kaybın ve yasın yoğun duygusal etkisini okuyucuya hissettiriyor.
“Mutlak Bir Çıkmaz Yol” başlıklı öykü, kitabın ruhunu yansıtan en güçlü parçalardan biri. Kum fırtınasının metaforik kullanımı, insanın kendi iç dünyasında sıkışıp kalmasını ve dış dünyayla bağının kopuşunu sembolize ediyor. Öykü, distopik bir atmosferle varoluşsal bir sorgulamayı birleştirerek okuyucuyu derinden etkiliyor.
Abdullah Kasay’ın dili, yalın ama bir o kadar da imgelerle zengin. Öykülerdeki betimlemeler, hem görsel hem de duygusal bir yoğunluk taşıyor. Kasay, doğayı ve çevreyi bir fon olarak kullanmakla yetinmiyor; bunları öykülerin kahramanlarıyla iç içe geçirerek adeta bir karakter haline getiriyor. “Gri” öyküsünde sabahın serinliği ve caddenin sakinliği, Musa’nın iç dünyasındaki karmaşayla kontrast oluşturarak anlatıyı güçlendiriyor.
Kasay’ın anlatımı, yer yer şiirsel bir ritme sahip. Cümleler, kısa ve vurucu olabildiği gibi, uzun ve dalgalı bir akışla da duyguların derinliğini yansıtıyor. Bu ritm, öykülerin duygusal yoğunluğunu artırırken, okuyucunun karakterlerle empati kurmasını kolaylaştırıyor.
Kasay’ın öyküleri, sadece bireysel hikâyeler anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal ve felsefi sorgulamalara da kapı aralıyor. “Daim Bir Sükût” öyküsünde, bir şairin sessizlik arayışı, modern dünyanın gürültüsüyle çatışıyor ve bireyin yaratıcılık ile çevre arasındaki gerilimini gözler önüne seriyor. Öykünün trajik sonu, bireyin toplumla uyumsuzluğunun bedelini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
“Otomat” gibi kısa ama etkili öyküler, modern hayatın mekanik doğasına ve tüketim kültürüne ince bir eleştiri getiriyor. Bir çocuğun parka para ödemeden giremeyeceğini düşünmesi, masumiyetin kapitalist düzenle kirlenişini sembolize ediyor.
Mutlak Bir Çıkmaz Yol, Abdullah Kasay’ın öykücülüğündeki yetkinliği ve derinliği ortaya koyan bu kitap, sıradan insanların hayatlarındaki olağanüstü anları yakalayarak, okuyucuyu hem duygusal hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kasay, insanın çıkmazlarını, umutlarını ve kayıplarını detaylı bakış açısıyla işlerken, kendi öykü dağarcığına da özgün bir katkı sunuyor. Öykülerin her biri, okuyucuda farklı bir duygu ve düşünce uyandırıyor; kimi zaman hüzün, kimi zaman umut, kimi zaman da derin bir sorgulama.
Kitap, hem edebiyat severler için hem de insan ruhunun karmaşıklığını anlamak isteyenler için güçlü bir deneyim sunuyor. Kasay’ın öyküleri, okuyucuyu bir aynanın önüne oturtuyor ve kendi iç dünyasına bakmaya davet ediyor. Bu nedenle, Mutlak Bir Çıkmaz Yol, sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda insanın kendisiyle ve dünyayla yüzleşmesinin bir anlatısı.
Abdullah Kasay – Mutlak Bir Çıkmaz Yol- Loras Yayınları – 2020