1. Şafak Çelik, şair-yazar. Şiir kitaplarınız ve bunların tam karşısında Şiirin Tozu. Şairlerin şiir üzerine düşünüyor olmasını, poetik metinler ortaya koymasını çok kıymetli buluyorum. Şiirin Tozu’nun yazma serüveninizdeki yerinden bahseder misiniz?

Aslında yazmak bir birikim olayı. Çocukluktan itibaren gerek dinleyerek -masallar, hikâyeler, kıraathane sohbetleri, aile sohbetleri, vs.- gerek okuyarak biriktirdiğimiz her şeyi bir zaman sonra yazıya dökmek ihtiyacı hissediliyoruz sanırım. Bunu hissettiğimizde bir dilemma içine düşüyoruz, okuduklarımız -ustalarımız, genel edebiyat kuramları, hocalarımız, dergiler, günümüz yazı hayatı, vs.- gibi mi yazacağız onlardan farklı bir şekilde mi ifade edeceğiz kendimizi! Mesela günümüzde aruzla yazmak bana çok ilginç geliyor. O eski kalıbı, vezni yeniden ihtişamlı bir şekilde kurabilmek mümkün mü, bu çok güçlü bir kalkışma. Bunu çok iyi yapan örnekler var günümüzde.

Soruya geri dönelim, bu çelişkili durumda kalan yazarın iki seçenekte de ne yapmak istediğini bilmek için işin teknik/poetik kısmına yönelmek durumunda. Hem ustaların eserlerini neye göre yapıp ettiklerini, ölçütlerini/kıstaslarını anlaması ve içselleştirmesi için buna yönelmeli hem de bunları nasıl dönüştüreceğini, günümüz tabiriyle nasıl aşacağını tespit için buna yönelmesi lazım. Tabii dans eden kırkayak hikâyesini hepimiz biliriz, nasıl dans ettiği sorulduğunda dans edemeyen, adımlarını karıştıran kırkayak… Yani çok tekniğe takılmadan da yazan, eserler veren şairlerimiz, yazarlarımız yok mu, elbet var. Bende Şiirin Tozu’nun oluşmasında aslında bu düşünce ve saikler mevcut.

Tabii şunu da gözden kaçırmamak lazım, poetik metinler kaleme alan şair ve yazarların ilk eserleri poetik metinler olmuyor. Genelde bu çözümleme bir zaman sonra oluyor yani. Bunda yaptığımız şeyin -eserin- anlaşılamamış olduğunu düşünmemizin de payı olduğunu sanıyorum. Belki yapmak istediğimiz -ya da yaptığımızı sandığımız- şeyin anlaşıldığını, doğru çözümlendiğini ya da eleştirildiğini görsek poetik metinler kaleme alma ihtiyacı hissetmeyeceğiz!

2. İlk Değilim Üstelik ile başlayıp Işık Almayan Pencere’ye uzanan şiir yolculuğunuz devam ediyor. İlk kitabınızdan son kitabınıza uzanan bu uzun mesafede şiiriniz seyrinden bahseder misiniz?

İlk Değilim Üstelik, 2014 yılında Şule Yayınları tarafından yayımlandı. İçindeki şiirlerden o yıllara ait olanlar çoğunlukta olsa da 1999’da yazdığım şiirler de var. Kitap yayımlanmadan öncesinde elbet her genç şair gibi dergiler dönemi var. 2000’lerin başından itibaren dergilere gönderiyordum ama hiçbir cevap alamadım. 2008’den itibaren A. Ali Ural hocamın atölyesinde kendisiyle tanışmış olmak benim için büyük bir lütuf. Bu atölyede geçen uzun eğitim süresinde hocanın tabiriyle şiirim “insani”leşti. İlk zamanlar şiiri bir biçim, bir nevi oyun alanı gibi algılıyormuşum. O yüzden de biçim, kalıp konusunda deneysel olan yönü daha yüksek şiirler yazmaya çalışıyordum. Ali hocamın bana kattığı en büyük şey sanırım öze odaklanmam ve biçimde okuru yormayacak bir ifade alanı bulmam yönündeki uyarıları olmuştur. Nihayet bir zaman sonra, 2012’de ilk şiirim Karabatak’ın ilk sayısında yayımlandı. Günümüze kadar da devam eden bir eğitim süreci diyebiliriz buna. Işık Almayan Pencere’ye gelirsek o daha çok benim kendimle hesaplaşmam gibi diyebilirim. Belki de kendimi en çok açtığım kitap odur.

3. Karabatak dergisi ile dergi dünyasının içinde de yer alıyorsunuz. Dergicilik dendiğinde özelde Karabatak genelde günümüz dergiciliği hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

Karabatak, A. Ali Ural hocamızın genel yayın yönetmenliğinde -bize göre kaptanlığında- uzun süredir yayın hayatında olan bir dergi. Bizim pek çok arkadaşımızın ilk eserleri orada yayımlandı. Bizim için bir kurtarılmış bölge, güvenli ada oldu Karabatak. Dergilerin ve yayın dünyasının hegemonyası hepimizce malum. Genç şair ve yazarlar için temiz kalan bir alan bulabilmek oldukça değerli. Üstelik ülkemizde dergiciliğin maddi bir yük olduğu da gözden çıkarılmamalı. Bu sıkıntılı durumlara rağmen Karabatak özellikle ilk eserlere kapı açmış olması ve belirlenen dosya konularını nitelikli bir şekilde işliyor oluşuyla dikkat çeken, bu dikkat neticesinde ödüller alan bir dergi.

Ben derginin mutfağında doğrudan bulunmuyorum. Ali hocamız dosya konusunu belirttiği zaman hepimiz o konuda çalışmaya başlıyoruz. Kendi eserlerimizin yanı sıra dosya yazılarımızla da dergimizde bulunmak büyük bir kazanç. Benim için örnek vermek gerekirse Şiirin Tozu’ndaki yazıların çoğunluğu ilk olarak Karabatak’ta yayımlanmıştı.

Günümüz dergiciliği dendiğinde hemen internet dergileri aklımıza gelse de öncelikle matbu olan ve köklü edebiyat dergilerinin bize bir şeyler söylediğini görürüz. Çeşitli görüşten, akımdan, teknikten, üsluptan şair ve yazarın bir arada olup bir şey söyleyebildiği bir yerdir dergiler.

4. Edebiyat atölyeleri ile yakın bir bağınız olduğunu biliyorum. Şafak Çelik bugün yazmaya yeni başlayan bir şairle karşılaşsa ve o genç şair “İyi bir yazar olmak için ne yapmalıyım?” diye sorsa, ona vereceğiniz ilk üç tavsiye ne olurdu?

Evet, atölyelerle ilgili bağımdan biraz söz ettim geride. Her zaman doğru kişiyle karşılaşmanız mümkün olmayabilir, bu bir nasip meselesi. Bu anlamda Sezai Karakoç’un Edebiyat Yazıları kitabında belirttiği bir hususu ben de kendime rehber edinmiştim. “Genç şairin ustasını taklit dönemi olmalıdır. Ama bunu kısa tutmalı ve kendi sesini bulmalı,” der Karakoç. Bu usta illa yaşayan -yaşıyorsa ve hayatınızdaysa ne âlâ- biri olmak durumunda değil. Kendimize usta belirlediğimiz isimleri iyi inceleyip neler yaptıklarını görmek ve kendimiz de o yolda neler yapabileceğimizi keşfetmek çok önemli. Bunun için de nitelikli okuma yapmak gerek. Nitelikli okuma -Ali hocamızın ifadesiyle yazar/şair okuması- yapmayı öğrenmek için de farklı disiplinlerde okumalar gerekiyor. Eserler de insanlar gibi çok yönlüdür, dolayısıyla farklı yönlerini keşfedebilmek için gözümüzün keskinleşmesi gerekir. Üç tavsiye demiştiniz ama sanırım üçten fazla oldu.

5. Kendi sesini bulmuş bir şairsiniz. Uzun dizeler, derin imgeler ve kurgusu sağlam söyleyişler… Şiir dünyanızı besleyen iç ve dış etkenleri öğrenebilir miyiz?

Ben eserin tek bir ayak üstünde duramayacağı kanaatindeyim. Bir şiir yalnızca kelimelerin şiir kalıbında/formunda alt alta yazılmasıyla oluşmaz. Onu oluşturan düşünce, felsefe, inanç, tarih, estetik, resim, müzik, ilham (Valery, İlk dize Tanrı’dan, demişti.) gibi şeylerden süzülerek gelen ve üzerine çalışarak bir sonuca ulaştırdığımız bir şeydir. Bunların hangi oranda eserde bulunacağı ya da bulunmayacağı, farklı etkilerin olup olmayacağı bize bağlı. Elbet bu disiplinlerde kitabi bilgiler edinip aklımızda taşımakla da iyi şiir/eser yazacağız diyemeyiz. Bu birikimi iyi bir süzgeçten geçirmemiz lazım. Bu bende içkinleştirmekle oluyor. Yaşamı gözlemliyorum, üzerine düşünüyorum, ölçüp tartıyorum. Beni rahatsız eden şeyleri bir süre taşıyorum, kendimce çözümler ya da sonuçlar elde etmeye çalışıyorum. Fakat şiir doğrudan bir şeyleri söylemek, öneride bulunmak, çözüm sunmak durumunda değil. Onun için şiirden hazırlop sonuçlar beklemek çok doğru değil. Okur da şair kadar o konuyu dert edinmiş olmalı, hatta belki o konuda bilgi birikimine sahip olması gerekir.

Yani beni besleyen en büyük şey yaşıyor olmak. Kendi birikimim -bilgi, deneyim, his, vs.- yaşamın bir anında bir şeyle kesişiyor. Bu kesişim genelde bir rahatsızlık şeklinde kendini gösteriyor. Ondan sonrası çalışmak ve bir biçim içinde onu sunmak.

6. Hayatın koşuşturması, dünya telaşı arasında Şafak Çelik’in masasında neler var okuyucuları bekleyen?

Açıkçası çok uzun bir süredir yeni bir şey -şiir- yazmadım. Bir roman yazmak konusunda bir hevesim var. Şimdilik heves diyorum çünkü henüz bir atılımda bulunmadım. Az çok üzerine düşündüm; karakterler, olaylar, mekânlar, üslup, tarz, teknik, vs. konularda biraz hazırlık yaptım. Ancak roman uzun bir zaman talep ediyor sizden. Günümüz dünyasında da en zor ulaşabildiğimiz şey sanırım zaman.

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir