Mustafa UÇURUM
Mehmet Ali Tek, dergilerden tanıdığım bir isim. Bir şairi dergilerden tanıyor olmayı çok kıymetli buluyorum. Dergilerle yol yürüyor olmak bir şairin en değerli yol yürüyüşüdür. Tek, dergilerden sonra şimdi de “Bahçesini Arayan Ev” kitabı ile karşımızda. Bir ilk kitabın heyecanı kitabın tüm sayfalarına sirayet etmiş. Bu kitap ile şairin yol haritasını da görmüş oluyoruz.
Mehmet Ali Tek, “Bahçesini Arayan Ev”te modern dünyanın gürültüsü içinde kalbin sesini işitmeye çalışıyor. Şiirler boyunca bir şehrin sokaklarında dolaşırken yürüyen, bedeninden çok ruhu oluyor. Betonla çevrilen hayatların arasından çocukluğa, bahçeye, suya, kuşa, duaya doğru açılan gizli geçitler beliriyor. Kitap, insanın kendi içinden sürgün edilişini anlatırken okuru da unuttuğu bir eşiğin önüne getiriyor.
Bu şiirlerde şehir, büyük bir yalnızlık sahnesi gibi duruyor. Apartmanlar yükselirken ruh küçülüyor; hız çoğalırken insan eksiliyor. Mehmet Ali Tek’in şiiri tam bu noktada yavaşlıyor, bakmayı unutan gözlere yeniden dikkat kesiliyor. “Koştukça uzaklaştığım suyun ayak sesleri” sözü, kitabın iç damarını ele veriyor sanki. Çünkü şair, çağın hızına kapılan insanın kaybettiği hakikati arıyor; bunu yaparken lirik, düşünsel ve yer yer tasavvufi bir sesle kuruyor.
Şairin dili yoğun imgelerle ilerliyor. Şiirler düz bir anlatı izleğinde akmıyor; çağrışımlarla genişleyen, iç içe geçen anlam halkaları taşıyor. Heidegger’den Yunus’a, Raskolnikov’dan Bartleby’ye uzanan göndermeler, metnin düşünsel haritasını büyütüyor. Bununla birlikte şiir, entelektüel bir gösteriye dönüşmüyor. Her imgenin gerisinde kırılmış bir insan sesi duyuluyor. “Aynamızı yitirdik kör olduk sonra / El bulamadık yüzümüzü yıkayacak” dizeleri, kitabın insanî yarasını görünür kılıyor.
“Bahçesini Arayan Ev”, eve dönüş arzusuyla örülüyor. Buradaki ev, dört duvardan ibaret bir mekânı karşılamıyor; insanın kaybettiği merhameti, çocukluğu, inancı ve sükûnu imliyor. Şair, modern hayatın steril dünyasında nefessiz kalan ruhları anlatırken sık sık çocuk imgesine yöneliyor. Çocuk, şiirlerde hakikatin son taşıyıcısı gibi beliriyor. “Yalnız çocuklar ne aradıklarını bilir” dizesi, kitabın en güçlü yankılarından birini bırakıyor.
Mehmet Ali Tek’in şiirinde dikkat çeken yönlerden biri de ritim duygusunun öne çıkışı olarak görülebilir. Metinler yer yer bir yakarışa, yer yer iç konuşmaya, bazen de uzun bir yürüyüşe dönüşüyor. Şair, gündelik hayatın içinden imgeler toplarken metafizik bir duyarlılığı diri tutuyor. Hastane koridorları, metro tünelleri, balkonlar, asansör boşlukları, fotoğraflar ve ekranlar; şiirde ruhsal bir sorgulamanın parçası hâline geliyor. “Postmodern bir mağara dünya” sözüyle kurulan atmosfer, kitabın genel hissini taşıyor.
Kitabın merkezinde büyük bir özlem bulunuyor. İnsanın kendine, birbirine ve yaratılışındaki hakikate yeniden yaklaşma arzusu… Bu yüzden şiirler karanlık bir tablo çizse bile umudu bütünüyle terk etmiyor. Her yıkımın ardından bir kuş sesi, bir çocuk gülüşü, bir dua beliriyor. Şair, “Kendini bulduğunda kendini bulacak şehir” derken çıkışı da işaret ediyor.
“Bahçesini Arayan Ev”, günümüz insanının ruh hâlini derin bir iç sesle yoklayan; düşünceyle lirizmi buluşturan bir şiir kitabı olarak hafızalarımızda yer edecek. Mehmet Ali Tek, çağın gürültüsü arasında insanın içindeki sessiz bahçeyi aramaya hepimizi davet ediyor.
Mehmet Ali Tek, Bahçesini Arayan Ev, Verdonis Yayınları, 2026