Mustafa UÇURUM
Selvigül Kandoğmuş Şahin’in Okur Kitaplığı’ndan çıkan Kar Yağarken adlı romanı, 1990’ların başındaki İstanbul’un soğuk, nemli, karanlık sokaklarında başlıyor ama okuru çok geçmeden bir iç yolculuğa çıkarıyor. Kar taneleri gibi usul usul inen cümleler, önce teni üşütüyor, sonra kalbi ısıtıyor. Bu, yalnızca bir “üniversite romanı” değil; aynı anda bir aşk, kayıp, arayış ve uyanış hikâyesi.
Hikâye Nereden Başlıyor?
Beyazıt’ın gri gökyüzü altında, kütüphaneden Aksaray’a koşan üç genç:
Saliha – sessiz, derin, kitaplarla konuşan;
Çiğdem – kıvırcık saçlı, neşeli, biraz da kırılgan;
Cemil – yeşil gözlü, sakallı, “sahiplenici” erkek.
Roman, başkahramanımız Saliha’nın gözünden, üniversite yıllarında şekillenen hayatını merkezine alıyor. Edebiyat fakültesi öğrencisi Saliha, sadece ders kitaplarıyla değil, hayatın, aşkın, inancın, siyasetin ve toplumsal baskıların sayfaları arasında da gezinip duruyor.
Bir otobüs koltuğunda, buğulu camın ardında yağan yağmur damlalarıyla birlikte başlıyor her şey. Saliha, arkadaşının elini fazla sıkı tutan Cemil’e kızıyor; Çiğdem ise bu sahiplenmeyi “aşk” sanıyor. Okur daha ilk sayfalarda anlıyor: Bu üçgen, bir gün mutlaka kırılacak.
Kar Altında Yanan Yüreği
1991’in Ocak ayıdır. Körfez Savaşı televizyonlardan evlere bombalar yağdırırken, Saliha sobaya kitaplarını atmaya başlar. Neruda, Aragon, Fanon… Yüreğindeki yangın, sobanın alevlerinden büyüktür. “Zamanım yok kendi acılarıma,” der Neruda; Saliha ise tam tersini yapar: Kendi acısını dünyanın acısına katar, sonra ikisini birden yakar.
Bu yangından geriye bir kül yığını ve bir soru kalır:
“Ben kimim ve nereye aitim?”
İki Kız, İki Yol
Saliha ve Çiğdem, Süleymaniye’nin arka sokaklarında, erguvanların altında, platonik mektuplarla, soba başında gözyaşıyla örtünmeye karar verir. Ama yolları burada ayrılır:
Çiğdem aşkı Cemil’de arar; nikâhı harama kalkan sanır.
Saliha aşkı Allah’ta arar; örtüyü “takva kalkanı” bilir.
28 Şubat’ın Ayazı
Yıl 1997. Kar yeniden yağar, ama bu kez yüreklerin üstüne. Çiğdem’in babası zorla başını açtırır; Cemil terk eder; Defne doğar. Saliha Viyana’dan döner, kucağında yüksek lisans diploması, yüreğinde yasaklar. Eyüp Sultan’da okunan dua, romanın en güzel özetidir:
“Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma!”
Şahin, İstanbul’u bir karakter gibi konuşturur.
Laleli’nin bavul ticareti kokan kadınları,
Beyazıt’ın güvercinli sabahları,
Tarlabaşı’nın kokmuş öğrenci evleri…
Her sokak, her otobüs durağı bir iç hesaplaşmadır. Diyaloglar kısa, keskin; iç monologlar uzun, dalgalı. Şiir ve yazı alıntıları (Sezai Karakoç, Aragon, İsmet Özel, Neruda) sayfaları süslüyor romanda ama asla gövde gösterisi yapmadan, tam tersine yaraya tuz basar gibi.
Romanı okurken;
90’larda üniversitede okuyanlar: “Bizim hikâyemiz bu!” diyecek.
Başörtüsü mücadelesi verenler: Gözyaşları ile hatırlayacak o yılları.
Aşkı “hastalık” sananlar: Çiğdem’in kurabiye tarifiyle birlikte “sevmek” yeniden tarif edilecek.
İstanbul âşıkları: Her satırda Haliç’in tuzlu rüzgârını duyacak.
Kar Yağarken için bir “değişim” romanı diyebiliriz. Saliha’nın kitapları yakma sahnesi, içinde bulunduğu umutsuzluk ve anlamsızlık buhranının doruk noktasıdır. Bu radikal eylem, aynı zamanda eski inançlarından, yanılsamalarından ve kurduğu dünyalardan kopuşunun da bir metaforudur. Bu küllerinden doğuş, onu yeni bir inanç ve anlam arayışına götürür. Roman, bu süreci yargılamadan, bir içsel yolculuk ve “kendine yürüme” çabası olarak sunuyor.
Kar Yağarken, dışarıda kar yağarken içeride baharın filizlendiği bir roman. Okuru soba başında, otobüs koltuğunda, Eyüp Sultan avlusunda bırakan ama elinde bir avuç sıcak kül ve bir tutam umutla savuran bir hikâyeler demeti…
Kar Yağarken, hızlı bir olay örgüsünden ziyade, derinlemesine karakter incelemesi ve atmosferik anlatımıyla öne çıkan bir kitap. Selvigül Kandoğmuş Şahin, okuyucuyu bir gencin ruhunun labirentlerinde, dönemin toplumsal ve siyasi fırtınaları eşliğinde unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor. Bu roman, kimlik arayışı, inanç, aşk, hayal kırıklıkları ve nihayetinde kendi hakikatiyle yüzleşme cesareti üzerine, üzerinde uzun süre düşündüren, şiirsel ve samimi bir anlatı.
“Herkesin yolculuğu diğerinden farklı olduğu için hiçbir kuşun uçuşu diğerine benzemez.”
Selvigül Kandoğmuş Şahin, Kar Yağarken, Okur Kitaplığı, 2024