Mustafa UÇURUM

Ayşe Ünsal’ın Okur Kitaplığı’ndan çıkan Dünyanın Ayıklayamadığımız Taşları, edebiyatın en kadim ve insani işlevlerinden birine, hatırlamaya ve hatırayla var olmaya adanmış bir kitap. Sayfalar arasında ilerlerken, yazarın okuru da içine çektiği bir zaman tüneline giriyoruz: 90’ların huzurlu akşamları, çocukluğun sınıfları, anneanneli evlerin kokusu ve kaybedilenlerin bıraktığı büyük sessizlik… Ünsal, bu kitapta sadece öyküler anlatmıyor; adeta bir arkeolog titizliğiyle belleğin toprağını kazıyor, unutulmuş veya unutulmak istenen “taşları” tek tek gün yüzüne çıkarıyor.

Kitabın merkezinde, bir “ayıklama” eylemi var. Bu, tıpkı bir anneannenin pilavlık pirincin içinden taşları seçmesi gibi, kişisel ve kolektif hafızamızdan acıyı, yitiği, yabancılaşmayı ayıklama çabası. Ancak başlıkta saklı olan esas trajedi, “ayıklayamadıklarımız”. Yani, ne kadar uğraşırsak uğraşalım, taşlar her daim kalacak; pirinç taneleri arasında bize ait olmayan, sindiremediğimiz, bizi yaralayan sert gerçeklikler… Ünsal, bu taşları birer düşman gibi görüp atmaktansa, onları nasıl taşıyacağımızı, onlarla nasıl yaşayacağımızı, hatta onlardan nasıl bir güzellik inşa edeceğimizi sorguluyor.

Kitaptaki öykülerin ve anlatıların çoğu, kayıp, yas ve yalnızlık gibi temalar etrafında dönüyor. “İki Kırık Dal”da Şehriye Hanım’ın tek başına geçirdiği son günler, “Alzaymır Alfabesi”nde bir annenin hafızasıyla verdiği mücadele ve “Feride”de kadınlığın ertelenmiş hayalleri, okurun yüreğine işliyor. Ancak Ünsal’ın naif ve şiirsel dili, bu ağır temaları bir çiçek demeti gibi sarıp sarmalayarak sunuyor. Acıyı estetize etmiyor ama onu insan olmanın doğal, hatta gerekli bir parçası olarak kabul ediyor. Öyle ki, “Öcülerle Büyümek” öyküsünde olduğu gibi, çocukluk masallarımızın “öcü”lerinin, aslında yetişkin dünyasının gerçek canavarlarına dönüştüğünü fark ediyoruz.

Ünsal’ın anlatımının en çarpıcı yanı, şiirden beslenen yoğun imge dünyasıdır. Bu kitap, düzyazı ile şiir arasında gidip gelen, sınırları bulanıklaştıran bir dilsel deneyimi sunuyor. “Ben Tespihte Bir Çengelli İğne”de zaman, tespih taneleri gibi sayılırken, “Kıyısız Deniz”de Küçük Kara Balık’ın hikâyesine bir selam gönderiliyor. Şair, şiirinde kelimelerle bir dünya kuruyor. Mutfak tezgâhlarını, eski radyoları, kurutulmuş çiçekleri, yuvarlak masaları ve posta kutularını birer imge olarak kullanarak, kaybolan bir dünyanın poetikasını inşa ediyor. Bu imgeler sadece nostalji taşımıyor; bir direnişini de simgeliyor. Unutuluşa, hoyratlığa ve hıza karşı, incelik ve yavaşlıkla örülmüş bir direniş.

Kitabın belki de en önemli katmanı, “anlatma” ve “dinleme” edimlerine yaptığı vurgudur. “Anlat Anane”de torun, anneannesinden geçmişi anlatmasını ister. Bu, sadece bir hikâye dinleme arzusu değil, köklerine tutunma, kimliğini sağlamlaştırma çabasıdır. “Posta Kutusu” bölümündeki mektuplar ise artık ulaşamayacağımız, dinleyemeyeceğimiz kişilere yazılmış iç döküşlerdir. Burada yazı, bir iletişim aracı olmaktan çıkar, bir yas ve özlem ritüeline dönüşür. Yazar, şiirin en temel işlevlerinden biri olan “duyulma” ve “kalıcı kılma” arzusunu, düzyazıya bu şekilde taşır.

Dünyanın Ayıklayamadığımız Taşları’nı Ayşe Ünsal’ın edebiyat anlayışının özlü bir ifade demeti olarak gördüm. Bu kitap, bir yandan geçmişe özlemle bakarken, diğer yandan şimdiki zamanın yaralarına merhem olmaya çalışıyor. Belleğin kırılganlığını ve dayanıklılığını aynı anda gösteriyor. Okura, hayatın içindeki acı taşları ayıklayamayacağımızı ama onlarla birlikte, belki onlar sayesinde daha derin, daha insani bir varoluş kurabileceğimizi fısıldıyor. Tıpkı bir şiirin, okurun zihninde yankılanmaya devam etmesi gibi, bu kitaptaki öyküler de bitince unutulmuyor; okurun kendi hafızasındaki taşlara dokunuyor, onları yerinden oynatıyor. Ünsal, bize hatırlamanın sadece bir geçmişe dönüş değil, aynı zamanda geleceği inşa etmenin en insani yolu olduğunu anımsatıyor.

Ayşe Ünsal, Dünyanın Ayıklayamadığımız Taşları, Okur Kitaplığı, 2025

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir