Mustafa Uçurum
Ercan Ata’nın yazdıklarının tümüne hakimim desem yeridir. Öykü, deneme, şiir türünde ortaya koyduğu çalışmaları ve dergilerde yeni çıkan kitaplar üzerine yazları ve şairlerle söyleşileriyle çalışmalarına devam ediyor.
Ercan Ata’nın Sonra Akşam adlı şiir kitabı, Çıra Basın Yayın tarafından Şubat 2025’te yayımlandı. Kitap, Ata’nın daha önceki eserlerinde de görülen yoğun imgeler, duygusal derinlik ve felsefi sorgulamalarla dolu bir poetik evren sunuyor. Dört bölümden oluşan bu çalışma, “Akşama Doğru”, “Durgun Zaman”, “Ölüme Doğru” ve “Kayıp Zaman” başlıklarıyla, insanın varoluşsal yolculuğunu, zamanın geçişini ve ölümle yüzleşmesini lirik bir dille işliyor.
Sonra Akşam, insanın zamanla, ölümle ve kendi iç dünyasıyla hesaplaşmasını merkeze alıyor. Kitap, dört bölümden oluşan yapısıyla, adeta bir ömrün farklı evrelerini yansıtıyor. İlk bölüm, “Akşama Doğru”, hayatın geçiciliğini ve akşamın melankolisini vurgularken, ikinci bölüm “Durgun Zaman”da bireyin içsel durağanlığı ve kayıplarıyla yüzleşmesi işleniyor. Üçüncü bölüm, “Ölüme Doğru”, ölümün kaçınılmazlığını ve insan hayatındaki ağırlığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Son bölüm olan “Kayıp Zaman” ise geçmişin izleri, unutulan anılar ve varoluşun boşluğu üzerine yoğunlaşıyor.
Kitabın temel temalarından biri, zamanın hem bireysel hem de evrensel düzlemde insanı nasıl şekillendirdiğidir. Ata, zamanı bir düşman ya da dost olarak değil, insanın kaçınılmaz bir yoldaşı olarak resmediyor. “Zamanla Geçen” şiirinde, “zaman geçiyor / kördüğümlerle uğraşırken kaptan / mimozalar içten içe kanar” dizeleri, zamanın hem yok edici hem de dönüştürücü doğasını vurguluyor. Ölüm teması ise kitabın omurgasını oluşturuyor. “Ölüme Doğru” başlıklı bölümde, “ölüm, en ağır bestesidir hayatın” dizesiyle, ölümün hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğu, ancak aynı zamanda poetik bir derinlik taşıdığı ifade ediliyor.
Aşk, yalnızlık ve kayıp gibi temalar da kitabın duygusal tonunu güçlendiriyor. “Sevgilim Gel Seninle” şiirinde, “gel sevgilim, birbirimize sarılarak / çıkalım bu dünyadan” dizeleri, aşkın hem bir sığınak hem de bir kaçış olarak tasvir edildiğini gösteriyor. Ata, aşkı idealize etmek yerine, onu insanın kırılganlığı ve acılarıyla birlikte ele alıyor.
Ercan Ata’nın şiir dili, yoğun imgelerle bezeli, ritmik ve müzikal bir yapıya sahip. Kitapta, modern Türk şiirinin İkinci Yeni geleneğinden beslenen, ancak Ata’nın kendine özgü sesiyle yoğrulmuş bir dil göze çarpıyor. İmgeler, genellikle doğadan, mitolojiden ve günlük hayattan alınarak, derin felsefi anlamlarla zenginleştirilmiş. “Sonra Akşam” şiirinde, “karanlık çöker aniden ve sis kuşatır bahçemizi / durur ağır aksak işleyen saati kalbin” dizeleri, hem görsel hem de duygusal bir atmosfer ortaya koyuyor. Bu dizeler, akşamın melankolisini ve zamanın durma noktasını hissettirirken, insanın içsel çöküşünü de simgeliyor.
Ata’nın imgeleri, bazen keskin ve sert, bazen de yumuşak ve nostaljik geçişler gösteriyor. “Gecenin Yorgun Atları” şiirinde, “geceye sinen yorgun atlar / düşer geçmiş zaman beldesine” dizeleri, hem mitolojik bir çağrışım (atların yorgunluğu, destansı bir yolculuğu andırır) hem de bireysel bir yorgunluk hissi uyandırıyor. Şair, doğa unsurlarını (kuşlar, ırmaklar, güller) sıkça kullanarak, insanın doğayla ve evrenle olan bağını vurguluyor. Ancak bu unsurlar, romantik bir doğa tasvirinden ziyade, varoluşsal bir sorgulamanın araçları olarak işlev görüyor.
Dil kullanımında, Ata’nın geleneksel Türk şiirinden ve divan edebiyatından da etkilendiği görülüyor. “Kınar Hanımın denizleri” gibi göndermeler, Ece Ayhan’ın modernist imgelerine selam çekerken, “mesel” ya da “mezamir” gibi kelimeler, Osmanlıca ve dini bir tınıyla şiire derinlik katıyor. Aynı zamanda, modern dünyanın kaotik unsurları (metaverse, banka dekontları, nükleer füzeler) da şiirlerde yer buluyor, böylece geçmişle bugün arasında bir köprü kuruluyor.
Ercan Ata, Türk şiir geleneğinin önemli isimlerinden etkilenmiş, ancak bu etkileri kendi sesiyle harmanlamayı başarmış bir şair. Kitapta, Cahit Zarifoğlu, Necatigil, Hilmi Yavuz, Turgut Uyar, Ahmet Muhip Dranas gibi isimlere yapılan göndermeler, Ata’nın İkinci Yeni ve sonrası Türk şiiriyle güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor. “Geyikli Gece”ye yapılan atıf, Turgut Uyar’ın şiirsel evrenine bir gönderme niteliğindedir. Ayrıca, Cemal Süreya, Nuri Pakdil ve A. Ali Ural gibi şairlerden alıntılar ve imgeler, Ata’nın şiirsel mirası nasıl içselleştirdiğini ortaya koyuyor.
Bununla birlikte, Ata’nın şiiri, yalnızca geçmişe yaslanan bir nostalji değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın sorunlarına da duyarlı bir sestir. “Hayat Devam Ediyor” şiirinde, savaş, nükleer tehditler ve insanlık dramları gibi modern meseleler, ironik bir dille ele alınmış: “hayat devam ediyor Ulu Tanrı’nın kontrolünde / her şey olması gerektiği gibi, stabil!” Bu dizeler, hem bir tevekkül hem de modern dünyanın absürtlüğüne yönelik bir eleştiri içeriyor.
Sonra Akşam, Ercan Ata’nın poetik olgunluğunun bir göstergesi olarak öne çıkan bir çalışma. Kitap, insanın varoluşsal sancılarını, zamanın geçişini ve ölümün kaçınılmazlığını derinlemesine sorgularken, aynı zamanda estetik bir haz da sunuyor. Ata’nın dili, hem lirik hem de felsefi bir derinliğe sahip olmasıyla, okuyucuyu hem duygusal hem de entelektüel bir yolculuğa çıkarıyor.
Kitabın en güçlü yönlerinden biri, imgelerin yoğunluğu ve evrensel temaların yerel motiflerle harmanlanmasıdır. İstanbul’un sokakları, Anadolu’nun doğası ve evrensel insanlık halleri, Ata’nın şiirinde bir araya geliyor.
Ercan Ata’nın Sonra Akşam’ı, günümüz şiirinde önemli bir yer edinen, hem bireysel hem de toplumsal meseleleri lirik bir dille işleyen bir kitap olarak edebiyat dünyasındaki yerini aldı. Şairin, “ölüm, en ağır bestesidir hayatın” dizesiyle özetlediği gibi, bu kitap, hayatın ve ölümün karmaşık melodisini ustalıkla sunan içli bir gönül terennümü.
Ercan Ata- Sonra Akşam – Çıra Yayınları – 2025