Mustafa uçurum
Bir romana başlıyorsunuz. Aklınızı başınızdan alan her şey çıkıyor karşınıza. Romanı bir kategoriye yerleştirmek güç. Realist, postmodern, romantik, yer yer naturalist… Aşk, entrika, nostalji, şiirler ve türküler geçidi, mafya, demli çay, hüzün, ayrılık… ne ararsanız var. Kitabı bitirince bir süre ben ne okudum böyle diyorsunuz ama uzun süre etkisi devam ediyor üzerinizde anlatılanların. Sahneler silinmiyor hafızanızdan. Sanki az sonra köşe başından saçlarını savurarak Süleyman gelecek ve “Abiler, koşun! Kahveden adam toplayalım diye geldim. hadi!” diyecek ve hepimiz çayları yarım bırakıp Süleyman’ın ardına düşeceğiz.
Faruk Sarıkavak‘ın Kahveden Adam Toplayalım‘ı tam da böyle bir kitap. İlk baskısı 2020’de İzdiham Yayınları tarafından yapılan kitabın 2. Baskısı Ayar Yayınları etiketi ile ulaştı okura.
Roman yazmayı her zaman büyük bir iş olarak gördüm. Eğer roman yazacaksan birçok şeyi ertelemen gerekiyor. Araya sıkıştırılmayacak kadar önemli bir zaman dilimini kendisine ayırmanızı istiyor roman. Bu anlamda Faruk Sarıkavak önemli işler yapan bir yazar. Hatta ona gönül rahatlığıyla romancı diyebilirim. Kahveden Adam Toplayalım onun üçüncü romanı.
Kurgu anlamında önemli işlere imza atıyor Sarıkavak. Onun romanını okurken zihninizin tüm duyargalarının açık olması lazım. Nerde ne olacağı hiç belli değil. Her şey bir anda değişebiliyor, bir çayı yudumlarken bir anda ortalık karışabiliyor. Süt liman bir evde, sokakta ters esen bir rüzgâr ayrılıkla yüz yüze getirebiliyor sizi. Bir yokuşu çıkarken, mesela İflahkesen Yokuşu’nu, nefes nefese kalmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorsunuz. Yaşanan her şey bir film şeridinden ibaret gibi. Fakat hayatın gerçekleri de hiç yakanızı bırakmıyor.
İki hayat var. Birbirinden uzak bu hayatlara her bölümde geçiş yapıyoruz. Bu da dikkati canlı tutmayı gerektiren bir kurgu.
Sanki bir geçmiş zaman şeridinde ilerliyor sanıyorsunuz kendinizi. Akışa kapıldığınız bir an, modern zamanlara bir dokunuş sizi alıp bugünlere getiriyor. Zamanın hükmü yok. Her şey insana dair ilerlemeye devam ediyor.
Şiirle uğraşan, hayatında şiire yer açan yazarların yazdıklarında her zaman şiirin nefes alış verişini duyabiliyoruz. Şiir romana, hikâyeye, denemeye nefes aldıran bir etkiye sahip. Aslında şiir, hayatın en canlı rengi. Sarıkavak’ın romanında şiirler bize yârenlik ediyor. Ağırlık İsmet Özel’de desem yeridir. Onun şiirleri yüreğe şifa, duruşa endam, hayatın eğreti yanına bir dirençtir. Tam da bu özellikleriyle yer alıyor İsmet Özel şiirleri kitapta. Kar yağıyor, Kâmil telefon ediyor gecenin bir yarısı, Emin açıyor telefonu, karşı taraftan bir şiir geliyor yağan kar ile birlikte;
“Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak”
Şair Faruk Sarıkavak da kendini gizlemiyor. Şiiriyle de damgasını vuruyor kitabına. Benim de severek okuduğum Altıpatlar şiiri ( 28Yaş Şiiri) kitapta Durmuş’un yüreğinden evde yapılan mütevazi şiir gecesinde dökülüyor.
“Tur Dağı’na çıktığım o patika yollarda,
Rabbimin gösterdiği hüzün yüklü harita.
Büzdüğüm çuvallardan hakkımda tek söylenen
Kendini soyutlamış afili bir filinta…”
Sadece paylaşılan şiirler ya da her bölümün başında şairlerden yapılan alıntılar değil kitabın şiiriyetine delalet edecek ayrıntılar. Şiirsel üslup kitapta sık sık yer buluyor kendine. Durmuş, edebiyat mezunu. Konuşturuyor sanatını aşk dile gelince. Kahvaltı yaparken gördüğü Ravza’yı anlattığı bölüm, Divan edebiyatı şairleri ile yarışacak bir inceliğe sahip.
“Gölgesinde bir ömür geçirebileceğim selvi misali uzun boyuna baktım. Hayatla ölüm arasına sıkışıp kaldığım o ince çizgideki çizgi misali sürme çekilmiş gözlerine; Eros’un muhatabını afallatmak için fırlattığı ok misali kirpiklerine; o oku fırlatmak için tüm gücümü harcadığım elimdeki son silahımın adeta tetiği diyebileceğim yay misali kaşlarına; Safa ile Merve tepelerini andıran iki güzel çıkıntı misali elmacık kemiklerine…. ve gelebilecek bütün tehlikelerden korurcasına başını çevreleyen ipekten başörtüsüne uzun uzun baktım.”
Durmuş, sevgilinin bu derece yoğun tasviriyle kalmıyor, Fuzuli’yi alıp karşısına aşk üzerine hasbıhal ediyor. Tam seyirlik bir manzara.
“Üstadım ben nerede yanlış yapıyorum, bana yardımcı olur musunuz? Niyetim de kötü değildi halbuki. Sadece onu karşıma alıp kendisini çok sevdiğimi söyleyecektim…”
Kahveden Adam Toplayalım, sıcak bir hikâyesi olan ve hâlâ dostluk denen yürekliliğin canlı şahitlerini bizlerle tanıştıran başarılı bir roman. Yer yer kendinizi bir Yeşilçam film setinde sanacağınız kadar içli, bazen üst perdeden şiirlerin okunduğu elit bir edebiyat ortamında olduğunuza kanaat getireceğiniz uç noktaların iç içe geçtiği bir roman.
Romanı okuduğunuzda “İyi ki okumuşum.” diyeceğiniz bir gizemi var Kahveden Adam Toplayalım’ın. Benden söylemesi, gerisi romanda…
Faruk Sarıkavak, Kahveden Adam Toplayalım, Ayar Yayınları, ( 2. Baskı) 2026