Mustafa UÇURUM

Meliha Öz, ödüllü kitabı (Tahsin Yücel Anısına Yılın Roman Ödülü) Nekro Porta – Ölüler Kapısı romanında Konstantinopolis’in kadim sokaklarını, Boğaz’ın sularını ve insan ruhunun derinliklerini şiirsel bir dokuyla örüyor. Yazarın üslubu zengin imgelerle dolu. Cümleler ritmik bir akışla ilerliyor, doğa olaylarını ve insan hallerini iç içe geçirerek okuru hipnotize ediyor. Anlatıcı tavrı hem mesafeli hem derin bir merhametle bakıyor olaylara. Tarihsel gerçekleri fantastik unsurlarla harmanlayarak okuru o dönemin atmosferine çekiyor.

Yedi Tepeli Babil’de buz gibi bir zemheri gecesinde yedi kişi aynı kâbustan sıçrayarak uyanır. Rüyalar şehrin yaklaştığı felaketi haber vermektedir. Kör kâhin, sütun üstünde yaşayan Elias, âşık Rodas ve diğerleri kehanetlerin izini sürerken barbarlar, veba ve yıkım kapıya dayanır. Roman, rüyalarla örülü bir atmosferde Konstantinopolis’in görkemli ama kırılgan kaderini, bireysel çileleri ve kolektif korkuyu ustaca işliyor.

Roman, Yedi Tepeli Babil’de geçen bir zemheri öğleden sonrasında başlıyor. Gökteki bulutlar, denizin çalkantısı ve devasa bir ucubenin yükselişiyle şehrin kaderi belirginleşiyor. Bu açılış sahnesi, kitabın temel meselesini hissettiriyor. Medeniyetin zirvesinde duran bir kentin, rüyalar ve kehanetler aracılığıyla yaklaşan felaketi sezmesi. Barbarlar her zaman gelir. Veba, yangın, deprem gibi felaketler kapıda bekler. Yazar bu gerilimi, sıradan insanların günlük hayatlarıyla iç içe geçirerek okurda derin bir tedirginlik uyandırıyor.

Kör kâhin, sütun üstünde yaşayan Elias ve Rodas gibi karakterler romanın duygusal merkezini oluşturuyor. Her biri farklı yollarla rüyaların izini sürüyor. Kâhin altarını kurup dualar ediyor, tavuklarını kurban veriyor. Elias ise yüksekten şehri izliyor, sessiz tanıklığı bir gün dile dönüşüyor. Rodas ise âşık olduğu Adria’yı korumak için çırpınıyor. Bu figürler aracılığıyla Meliha Öz, bireysel korkuları kolektif bir kaderle birleştiriyor. Okur, karakterlerin huzursuzluğunu kendi içinde hissediyor.

Yazarın dilinin alt zemininde edebi yoğunluk var. Doğa betimlemeleri canlı ve çağrışımlı. “Şehrin tavanına yapışmış balonları andıran bu memeli bulutlar, az sonra süt yağdıracakmış gibi dolgun, pamuk gibi yumuşak ve uzanan, herkesin bir tutam koparılabileceği kadar yakındı.” (s. 8) Bu tür imgeler romanı şiirsel bir atmosfere büründürüyor. Ritmi ise yavaş yavaş yükseliyor. Rüyalarla başlayan tedirginlik, sokaklara, surlara ve hipodroma yayılıyor. Anlatıcı, tarihi olayları mitolojik unsurlarla zenginleştirerek okuru hem bilgilendiriyor hem de hayrete düşürüyor.

Romanın ruhu, ölülerin kapısından sızan bir ışık gibi. Geçmişin yankıları, rüyaların kehanetleri ve şehrin görkemli ama kırılgan hali iç içe geçiyor. Meliha Öz, İstanbul’un kadim ismiyle oynayarak kentin ebedi hikâyesini anlatıyor. Fatih Sultan Mehmed’e minnetle başlayan ithaf, romanı bugüne bağlayan bir köprü kuruyor. Yazar genel üslubunda tarihsel detayları ustalıkla kullanıyor. Karakterlerin iç monologları ve doğa olaylarının betimlemeleriyle ritmi koruyor. İmgelem gücüyle okuru o dönemin sokaklarında gezdiriyor.

Elias’ın sütun üzerindeki hali romanın sembolik derinliğini gösteriyor. “Elias’ın bütün hayatı, beş gezden biraz daha yüksek olan bir sütunun tepesinde geçiyordu.” (s. 26) Bu yükseklik, hem mesafeyi hem tanıklığı temsil ediyor. Şehrin kokuşmuşluğunu yukarıdan gören Elias, suskunluğunu bozduğunda herkes şaşırıyor. Yazar bu anları ustaca işleyerek gerilimi doruğa taşıyor. Barbarların gelişi, rüyaların gerçekleşmesi, şehrin yarılması gibi motifler merakı sürekli canlı tutuyor.

Meliha Öz’ün anlatımı, duygusal merkezini rüya ve felaket ilişkisinde buluyor. Karakterler rüyalarla uyanıyor, kehanetlerle yaşıyor. Şehir ise bu işaretleri yorumlamaya çalışıyor. Roman, medeniyetin çöküşüyle bireysel çileleri paralel kurguluyor. Okur, Hypatios’un evhamını, Rodas’ın aşkını ve kâhinin çaresizliğini hissederken kendi zamanının kırılganlığını da düşünmeye başlıyor. Yazar imgeleri ustaca seçiyor. Denizdeki ucube, bulutları koparan kollar, kanla dolan hipodrom gibi sahneler hafızada kalıyor.

Kitap, sürprizlerini korurken derin bir merak bırakıyor. Rüyalar geleceği mi haber veriyor yoksa geçmişin yükünü mü taşıyor? Barbarlar kapıda mı yoksa içimizde mi? Bu sorular roman boyunca yankılanıyor. Meliha Öz, diliyle ritmiyle ve imgeleriyle okuru o kapıdan içeri davet ediyor. Ölüler Kapısı’ndan sızan ışık, hem karanlığı hem umudu aydınlatıyor. Roman, tarihle fanteziyi, bireyle toplumu harmanlayarak güçlü bir edebi deneyim sunuyor. Her sayfasında İstanbul’un kadim nefesi hissediliyor.

Meliha Öz- Nekro Porta- Şule Yayınları- 2019

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir