Mustafa UÇURUM
Ayşegül Sözen Dağ’ın günümüz çocuk edebiyatına katkılarını ilk çalışmalarından bu yana yakından takip ediyorum. Çocuk edebiyatı gibi hassas bir alana hakkıyla eğilen ve yaşadığımız toprakların değerlerini yazdığı her satıra hakkıyla yerleştiren bir bilinçle kaleme alıyor yazdıklarını. Elimde şimdi “Sekiz Dakika” isimli çocuk romanı var.
Ayşegül Sözen Dağ’ın yazdığı ve Mehmet Altıntop’un resimlediği Sekiz Dakika, Tulu Kitap tarafından yayımlanan bir çocuk romanı. Günlük okul hayatını fantastik bir macerayla harmanlayarak kendini keşfetme, okumanın değeri ve merakın dönüştürücü gücü gibi temaları işliyor. Başkahraman Acar’ın gözünden anlatılan hikâye, hem tanıdık hem de büyüleyici bir şekilde ilerleyerek hepimizi de maceraya ortak ediyor.
Hikâye, Acar adlı genç bir çocuğun, Türkçe öğretmeni Verda Hoca’nın verdiği kütüphane nöbeti göreviyle başlıyor. Bu sıradan görev, teneffüslerde kütüphanede kitapları düzenlemekle sınırlı gibi görünse de, Acar’ın kütüphanedeki gizli bir kapının ardında yaşadığı sekiz dakikalık olağanüstü bir maceraya dönüşüyor. Bu fantastik yolculukta Acar, kitapların koruyucusu olan minik bir bilge, Kebikeç ile tanışıyor ve onun rehberliğinde edebiyatın büyülü dünyasına adım atıyor.
Roman, kısa ve etkileyici bölümlerden oluşuyor; her bölüm, hikâyenin önemli anlarını veya temalarını yansıtan başlıklarla adlandırılmış: “Türkçe Öğretmenlerinin Kraliçesi” ya da “Benliğin Keşfi, Yaşamın Özü” gibi. Anlatının temposu hızlı; sekiz dakikalık zaman dilimini yansıtır şekilde akıcı, ancak aynı zamanda duygusal ve felsefi derinlik sunmayı başararak genç okurlar için hem erişilebilir hem de düşündürücü bir deneyim sunuyor.
Sekiz Dakika, hem çocuklar hem de yetişkinler için yankı uyandıran zengin temalarla dolu. Hikâyenin özünde, kitapların ve okumanın dönüştürücü gücü yatıyor. Acar, başlangıçta kitapları birer nesne olarak gören, kütüphane nöbetini bir angarya sayan bir çocuktur. Ancak, 1592 yaşındaki bilge Kebikeç ile tanışması, onun bakış açısını değiştirir. Kebikeç, Acar’a kitapların kendini keşfetme ve hayatın “öz”ünü anlama yolunda birer kapı olduğunu öğretir. Bu, Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” dizeleriyle vurgulanan bir mesaj olarak hikâyede güçlü bir şekilde yer buluyor. Roman, genç okurları okumayı bir görev değil, bir keşif yolculuğu olarak görmeye teşvik ediyor.
Bir diğer önemli tema, çocukluk sorumlulukları ile kişisel gelişim arasındaki gerilim. Acar’ın ödevlerden, annesinin sürekli hatırlatmalarından ve tek çocuk olmanın getirdiği yüklerden yakınmaları, genç okurların kolayca bağ kurabileceği unsurlar. Sınıfın çalışkan ve hafif takıntılı “ideal çocuğu” Poyraz ile olan dostluğu, görev ile bireysellik arasındaki dengeyi vurguluyor. Acar’ın gizli kütüphane dünyasındaki yolculuğu, onun içsel büyümesini simgeliyor; ilgisizlikten meraka, oradan da bilgiye olan yeni bir saygıya geçiş yapıyor.
Roman aynı zamanda merakı, maceranın katalizörü olarak yüceltiyor. Acar’ın korkusuna rağmen gizemli kapıyı açma kararı, “Merak kediyi öldürür” atasözüne atıfta bulunsa da hikâye merakı hayatı zenginleştiren bir güç olarak yeniden çerçeveliyor. Küçük Prens ile karşılaşmasında, “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.” dersi, yüzeyin ötesine bakmanın önemini vurguluyor ve bu, genç okurlara derin bir etki bırakıyor.
Ayşegül Sözen Dağ’ın yazımı, canlı, erişilebilir ve genç bir çocuğun iç sesini yansıtan konuşma diliyle şekilleniyor. Anlatımdaki zenginlik ve kalp uyumu Dağ’ın eğitimci olmasının anlatıma kattığı bir değer olarak görülebilir. Acar’ın okul hayatı, annesinin sızlanmaları ve mizahi gözlemleri, anlatıyı eğlenceli kılıyor. Türk kahvesi, lokum ve atasözleri gibi Türk kültürüne özgü unsurlar, hikâyeye otantik bir tat katıyor. Yunus Emre’nin şiirleri ve Cezerî gibi Türk bilginlere yapılan atıflar, hikâyeyi Türk edebi ve entelektüel geleneğine sıkı sıkıya bağlıyor.
Fantastik unsurlar, Türk okul ortamının günlük gerçekliğiyle ustalıkla iç içe geçirilmiş. “Turuncu raflar” ve “puf oturaklar” ile betimlenen kütüphane, adeta bir karakter gibi canlı. Örümcek ağlarıyla kaplı gizli dünya, Narnia Günlükleri veya Alice Harikalar Diyarında gibi klasik çocuk fantezilerini anımsatan zamansız bir büyü hissi yaratıyor.
Mehmet Altıntop’un çizimleri, metni tamamlayan önemli bir detay olarak yer alıyor kitapta. Kebikeç’in sedef kakmalı bastonu ve minik takımı gibi detaylar, hikâyenin büyülü atmosferini görsel olarak zenginleştiriyor.
Sekiz Dakika, mizah, macera ve felsefi derinliği çocuklara uygun bir şekilde harmanlama konusunda başarılı. Okumanın kendini keşfetme yolunda bir araç olduğu mesajı, didaktik olmadan güçlü bir şekilde iletiliyor. Türk kültürüne özgü unsurlar ve okul hayatının betimlemeleri, özellikle Türk okurlar için çekici bir ayna sunuyor.
Sekiz Dakika, kitapların büyüsünü ve merakın gücünü kutlayan neşeli ve düşündürücü bir çocuk romanı. Acar’ın yolculuğu, genç okurları kitaplarla ilişkilerini yeniden değerlendirmeye, onları birer görev değil, macera ve kendini anlama kapıları olarak görmeye davet ediyor. Mizah, kültürel zenginlik ve felsefi alt tonların harmanı, bu romanı Türk çocuk edebiyatında öne çıkan bir eser haline getiriyor.
Gençlerin fantastik edebiyata ilgisi aşikâr. Buradaki hassas denge, fantastik ögeleri bizim değerlerimizle bezemekte yatıyor. Çünkü fantastik adı altında akla ziyan anlatımların olduğu kitapların gençlerde açacağı yarayı kapatmak çok da kolay olmuyor. Bu bağlamda, eğitimciler ve ebeveynler için Sekiz Dakika, okuma sevgisi ve merakın önemi üzerine tartışmalar başlatmak için değerli bir araç. Çocuklar için ise bir kitabı açıp içindeki harikaları keşfetmeye bir davet, sadece sekiz dakikada değil, bir ömür boyu.
Ayşe Sözen Dağ- Sekiz Dakika – Tulu Kitap – 2023
