Mustafa UÇURUM

Yazı çalışmalarını uzun süredir takip ettiğim bir isim Canan Coşar. Yazmaya karşı tutkusunu dergiler üzerinden yürütüyor. Deneme, öykü ve kitap yazıları ile çalışmalarına devam ediyor.

Canan Coşar‘ın ikinci kitabı O’nun Gölgesinde Sevmek Sanatı, okurunu tek bir konu etrafında dolaştırmıyor. Sayfalar ilerledikçe şehirlerin sokaklarından çocukluk hatıralarına, ölümün sessizliğinden sevginin derin katmanlarına, inancın iç dünyasından gündelik hayatın ayrıntılarına uzanan geniş bir yol açılıyor. Bu yol, düz bir güzergâh izlemiyor. Bazen bir ağacın gölgesinde soluklanıyor, bazen eski bir sokağın taşlarına dokunuyor, bazen de insanın kendi içine çevirdiği bakışın peşine düşüyor. Kitap, dış dünyayı anlatırken iç dünyanın kapısını aralıyor; iç dünyaya yönelirken de yaşanmış hayatların izini kaybetmiyor.

Canan Coşar, deneme ile hikâye arasında gezinen kendine özgü bir anlatım kurmuş bu kitabında. Cümleleri düşünceyi aktaran kuru bir yapı hâline dönüşmüyor. Her satır, bir duygunun içinden geçerek ilerliyor. Şiire yaklaşan imgeler, anlatıya ritim kazandırıyor. Bu nedenle metinler okunmaktan çok dinleniyor hissi veriyor. Coşar, zamanın akışını olaylarla ölçmüyor; kokularla, seslerle, gölgelerle ve insanın hafızasında yer eden küçük ayrıntılarla kuruyor.

Kitabın ilk metinlerinden biri olan “Duyguların Serüveni”, eserin bütününe yayılan anlatım biçiminin de habercisi niteliğinde. Mevsimler, iki damla su, dallar ve gölgeler üzerinden kurulan sembolik dünya, insan ruhunun değişen hâllerini görünür kılıyor. Coşar, doğayı bir dekor gibi kullanmıyor; insanın içindeki dönüşümü tabiatın diliyle anlatıyor. “Yan yana olmaları yeter, gözlerin birbirine değmesi yeter.” cümlesi, kitabın temel hissini birkaç kelime içinde taşıyor. Sevgi, bekleyiş ve sükûnet birbirine karışıyor.

Kitap boyunca dikkat çeken en önemli özelliklerden biri de hafızaya duyulan güven diyebilirim. Çocukluk, aile, komşuluk, eski şehir hayatı ve Anadolu insanının gündelik yaşantısı sık sık metinlerin merkezine yerleşiyor. Bu hatırlayış nostaljiye yaslanmıyor. Geçmiş, bugünü anlamaya çalışan bir bakışın parçası hâline geliyor. “Şehirde An’lar İçinde Kaybolan Anılar” başlıklı yazıda geçen “Dünü olmayanın bugünü nasıl olsun.” sözü, kitabın düşünce eksenini de özetliyor. Yazar, insanın geçmişinden koparak kendisini anlayamayacağını hissettiriyor.

Canan Coşar’ın dili, sık sık çağrışımlarla genişliyor. Bir ekmek kokusu çocukluğa uzanıyor, sobadan yükselen is kokusu yılların özlemini taşıyor, bir çay bardağı dostluğu ve paylaşmayı çağırıyor. Bu ayrıntılar, metinlere sıcaklık kazandırıyor. Okur, anlatılan yerleri görmese bile onların kokusunu duyuyor, sesini işitiyor. Şehirler de bu yönüyle birer mekân olmaktan çıkıyor; yaşayan bir hafızaya dönüşüyor.

Kitabın ana temalarından biri de ölümü  ele alış biçimi diyebiliriz. “Son Eşik” ve “Bir Avuç Toprağın Ardından Ömürlük Ağıtlar” gibi yazılar, kaybın acısını yüksek sesle anlatmıyor. Sessiz bir kabullenişle ilerliyor. Bu sükûnet, metinlerin etkisini artırıyor. “Dedemin ölümü bir dağın yıkılışı mı yoksa var oluşu muydu?” sorusu, ölüm karşısında insanın zihninde dolaşan düşünceleri tek cümlede topluyor. Okur bu sorunun cevabını ararken kendi hayatına da dönüp bakıyor.

Kitabın merkezinde sevgi var. Bu sevgi, romantik anlamıyla sınırlı kalmıyor. İnsana, şehre, ağaca, toprağa, aileye, inanca ve merhamete uzanan geniş bir anlam taşıyor. “Sevmek sanatı kör kuşun kanadında uçsuz bucaksız yolculuk.” cümlesi, kitabın adını da besleyen temel düşünceyi özetliyor. Sevgi burada bir duygu olmaktan çok insanın kendisini inşa ettiği uzun bir yolculuğa dönüşüyor.

Canan Coşar’ın anlatıcı tavrı bir sadelik taşıyor. Okura yukarıdan seslenmiyor. Sohbet ediyor, hatırlıyor, sorguluyor, kimi zaman susuyor. Bu tavır, metinlerin samimiyetini artırıyor. Bir düşünceyi ispat etme telaşına kapılmıyor; yaşanmışlığın içinden süzülen anlamı okurun sezmesine fırsat veriyor. Bu nedenle kitap, bitirildikten sonra da zihinde dolaşmayı sürdürüyor.

O’nun Gölgesinde Sevmek Sanatı, şehir kültürüyle insan ruhunu, bireysel hafızayla toplumsal belleği, inançla gündelik hayatı ortak bir potada buluşturan metinlerden oluşuyor. Her yazı başka bir kapı aralıyor. Birinde çocukluk bekliyor, birinde yas, birinde Anadolu’nun kadim sesi, birinde de insanın kendi vicdanıyla yaptığı uzun yolculuk. Kitap bittiğinde okur, büyük olaylardan çok küçük ayrıntıların insan hayatını nasıl şekillendirdiğini daha derinden hissediyor. İşte bu yazıların kalıcılığı da tam burada beliriyor. Her okunuşta yeni bir ayrıntı göz kırpıyor, yeni bir çağrışım sessizce zihne yerleşiyor.

Canan Coşar, O’nun Gölgesinde Sevmek Sanatı, Birinci Kitap Yayınları, 2025

Yazıyı Paylaş:

By Mustafa Uçurum

Tokat doğumlu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Adapazarı’nda; üniversiteyi Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Arkadaşlarıyla Martı dergisini ve Yitik Düşler Edebiyat dergisini, daha sonra Tokat merkezli Polemik dergisini çıkarttı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir